BU COĞRAFYA BİZİMDİR
Kaos Alanından Sükûn Havzasına: Türk Öncülüğü ve Yeni Bölgesel Denge
Bu coğrafya sahipsiz değildir.
Bu topraklar kaos için yaratılmadı.
Orta Doğu’dan İran havzasına, Kafkasya’dan Balkanlar’a uzanan geniş alan bugün krizlerle anılıyorsa, bunun sebebi Türk Milleti’nin kurucu ve dengeleyici rolünden uzaklaştırılmasıdır; uzaklaşmasıdır. Tarih bize açık bir hakikati defalarca göstermiştir: Türk aklı ve gücü bu coğrafyada olduğunda düzen kurulmuş, devreden çıkarıldığında ise parçalanma, kan ve kaos başlamıştır.
Bugün gelinen noktada artık kimse büyük ve kontrolsüz bir kaos istemiyor. Suriye’de devlet yapısının yeniden güç kazanması, büyük aktörlerin pozisyonlarını netleştirmesi ve çatışma alanlarının daralması bunun göstergesidir. Rusya’nın Suriye merkezî hükümetine açık destek vermesi ve Şam yönetimiyle kurulan yeni denge arayışı, coğrafyanın kaostan sükûna geçme ihtiyacını ortaya koymaktadır.
PKK, YPG, PJAK gibi dış güçlerin maşası olan yapılarla hareket etmenin cezasını muhatapları görmelidir. Türkiye başta olmak üzere bölgemizi kan gölüne çeviren PKK, DEAŞ gibi terör örgütleri acımasızca yok edilmelidir. Özellikle PKK, Necip Kürt soydaşlarımızla anılamaz.
Aynı şekilde Gazze’de yaşanan büyük yıkım, sadece Filistin’i değil İsrail’i de ağır güvenlik maliyetleriyle karşı karşıya bırakmıştır. İran’dan gelen karşılıklar, bölgedeki tüm aktörlere şunu göstermiştir: Sınırsız güç kullanımı artık kimseyi güvende kılmıyor.
Bu tablo bize şunu söylüyor:
Bu coğrafyanın ihtiyacı yeni cepheler değil; düzen kurucu bir akılla birlikte hareket etmek ve kaynaklarını birlikte kullanmaktır.
Türk Öncülüğü Olmadan Kardeşlik Kurulamıyor…
Burada açık konuşmak gerekir.
Bu coğrafyada barış kendiliğinden doğmaz. Barış öncülük ister.
Türk Milleti, tarih boyunca Arap ve Fars dünyasıyla ilişkisinde tahakkümcü olmamıştır. Türk; düzenden, birlik ve beraberlikten yana olan bir millettir. Cengiz, Selçuklu, Osmanlı, Safevî, Babür tecrübesi bunun açık kanıtıdır.
Arap da, Fars da, Beluç da, Afgan da; hatta Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar, Arnavut vb. unsurlar da Türk öncülüğünde kurulan adalet düzeninde kendini güvende hissetmiştir.
Dolayısıyla savunulması gereken şey, romantik bir “herkes kardeştir” söylemi değil; Türk öncülüğünde, çoğulcu ve adil bir birlik fikridir. Bu öncülük olmadan ne Arap coğrafyası toparlanabilir ne de İran havzası istikrara kavuşabilir.
İran Dosyası ve PEZEŞKİYAN Faktörü
İran, Türkiye için yalnızca bir komşu değildir. İran halkının önemli bir bölümü Türk soylu ya da Türklerle akraba topluluklardan oluşmaktadır. Ayrıca İran, 1100 yıllık kesintisiz Türk devletleri toprağıdır. Bu gerçekler, Kafkas İslâm Ordumuzun mücadelesiyle pekişince Türkiye’ye büyük sorumluluklar yüklemektedir.
İran ile Avrupa Birliği (AB) ve ABD arasındaki gerilimde Türkiye; coğrafi konumuyla da doğal bir sorumlu, elçi, denge ve köprü ülkesidir. Bu noktada İran siyasetinde ortaya çıkan ılımlı, dünyayla konuşabilen ve ahlakî bir dil kullanan figürler özellikle önemlidir.
Bu çerçevede Mesud PEZEŞKİYAN, dikkatle ele alınması gereken bir siyasi aktördür. PEZEŞKİYAN; çatışmacı ve meydan okuyan bir dil yerine, içeride ve dışarıda ahlakı, erdemi ve diyaloğu öne çıkaran bir çizgiyi temsil etmektedir. Türk soyluluğunu her fırsatta haykıran bu değerli devlet adamını Türkiye, akılcı ve saygın bir biçimde öne çıkarmalıdır. Bu yaklaşım İran’ı sıkıştırmaz, rahatlatır; çatışmayı büyütmez, dönüşümü kolaylaştırır.
Çözüm Zemini: Güçlenen ve Genişleyen Türk Devletleri Teşkilatı
Suriye ve İran gibi kaos alanlarının sükûna kavuşması için ihtiyaç duyulan zeminlerden biri açıktır: Türk Devletleri Teşkilatı.
Ancak bu teşkilat, dar ve kapalı bir etnik kulüp olarak değil;
Türk öncülüğünde çoğulcu bir düzen platformu olarak güçlendirilmelidir.
Bu çerçevede Türkiye; İran’ı, Tacikistan’ı, Moğolistan’ı ve Pakistan’ı Türk Devletleri Teşkilatı’yla üye ya da yakın entegrasyon perspektifiyle buluşturmalıdır. Bu, dengeyi ve birliği büyütür. İran, Türkiye ile Türkistan arasında daima tarihsel bir köprüdür.
Aynı şekilde Rusya ve Finlandiya gibi ülkelerin gözlemci statüsünde bu yapıyla temas ettirilmesi, teşkilatı bir çatışma ekseni değil; istikrar merkezi hâline getirir. Bu adımlar, Türk Devletleri Teşkilatı’nı kaos alanlarını düzen havzasına dönüştüren bir çekim merkezi yapar.
İki Kanatlı Türkiye Gerçeği
Türkiye tek kanatla uçamaz.
Bir kanadı, Osmanlı Milletler Topluluğu tecrübesidir ki burada birlikte yaşama, adalet ve denge aklı vardır.
Diğer kanadı ise Türk dünyasının stratejik derinliğidir: Türk Devletleri Teşkilatı.
Bu iki kanat birleştiğinde Türkiye yalnızca bir bölge ülkesi değil; düzen kurucu bir merkez hâline gelir. Bugün bu coğrafyada herkes —açıkça söylemese bile— şunu bilmektedir: Daha güçlü bir Türkiye, herkesin yararınadır.
Sonuç
Suriye ve İran hattında yaşananlar, büyük kaosların sonuna gelindiğini göstermektedir. Herkes bedel ödemiştir. Şimdi sıra akla, dengeye ve sükûna gelmiştir.
Bu sükûn:
Türk ve Türkiye öncülüğü olmadan kurulamaz,
Çoğulculuk olmadan kalıcı olmaz,
Güçlü bir Türkiye olmadan sürdürülemez.
Bu coğrafya yeniden ayağa kalkacaksa, bu Türk milletinin kurucu aklıyla olacaktır. Bunu önce Türkiye, sonra Medeniyet Coğrafyası görmelidir. İnsanlarımız emperyalizmin (İngiltere + ABD ve müttefikleri) baskılarından, yönetimlerin dirayetsizliğinden bezmiştir. Bölgede halkların Büyük Türk Milleti’ne teveccühü devam etmektedir.
ABD, İngiltere ve emperyalist bloklar güçlü bir şekilde bir araya gelinerek zayıflatılır. İngiltere, ABD ve kuklaları olan İsrail, BAE vb. etkisizleştirilmelidir. Bu ülkelerin de coğrafyadaki birliğe ihtiyaçları vardır.
İran’a, Türk soylu vatandaşlarına baskı yapması ve mezhepçilik yapması bir şey kazandırmaz. Bilakis zafiyet alanları oluşturur. İran, içeriden yapılan suikastları görmelidir.
Artık bölgede imparatorluklar ve hanedan devletleri bitmiştir. Yeni süreçte akrabalıklar öne çıkmıştır. Bugün Araplar ve Farslar Türk Milleti’nin tarih ortakları, akrabaları ve dindaşlarıdır. Kürtler ise akraba, dindaş ve soydaşlarımızdır. Bu gerçekler bölgede gerek okullar gerekse medya aracılığıyla anlatılmalıdır.
“Bu coğrafyada düzen, Türk öncülüğü olmadan kurulamaz.”
Türkiye, bölgesinde psikolojik harp/harekât yetenek ve gücünü artırmak zorundadır.
E. Yb. Halil MERT
Strateji ve Yönetim Uzmanı
Elektrik-Elektronik Mühendisi
Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz.
https://www.youtube.com/user/81mert1�
https://twitter.com/YbHalilMERT�
Yorumlar
Kalan Karakter: