Asrımızın En Büyük Fitnesi: Dünyevileşme
MEHMET NURİ BİNGÖL
Her dönemin kendine mahsus bir imtihanı vardır. Kimi zaman bu imtihan inkârla, kimi zaman zulümle, kimi zaman da refahın ve rahatın insanı gaflete sürüklemesiyle ortaya çıkar. İçinde yaşadığımız çağın en belirgin tehlikelerinden biri ise dünyevileşmedir.
**
Dünyevileşme; dünyayı bütünüyle reddetmek değil, onu asıl gaye hâline getirmektir. Oysa Kur'ân-ı Kerîm, dünya ile ahiret arasında dengeli bir hayat yaşamayı emreder. Dünya, ahiretin tarlasıdır; ekim yeridir, hasat yeri değildir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur:
"Kim geçici dünya hayatını isterse, dilediğimize dilediğimiz kadarını burada veririz. Sonra da ona cehennemi hazırlarız... Kim de ahireti ister ve mümin olarak onun için çalışırsa, işte onların çalışmaları karşılığını bulacaktır." (İsrâ, 18–19)
**
Bugün insanlık, tarihin belki de en büyük tüketim çağını yaşamaktadır. Reklamlar ihtiyaç üretmekte, sosyal medya gösterişi teşvik etmekte, lüks ise başarı ölçüsü gibi sunulmaktadır. Böyle bir atmosferde kanaat, şükür ve tevazu geri planda kalmaktadır.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Dünya sevgisi, bütün hataların başıdır."
Bu rivayet, sened yönünden farklı değerlendirmelere konu olmuş olsa da, ifade ettiği mana İslam ahlakında sıkça vurgulanan bir hakikati dile getirir: Dünya sevgisi kalbe hâkim olduğunda, insan birçok yanlışın peşinden sürüklenebilir.
**
Risale-i Nur Külliyatı'nda bu asrın en büyük tehlikelerinden birinin hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye tercih etmek olduğunu ifade eder. Ona göre mesele, dünyanın varlığı değil; kalbin dünyaya bağlanmasıdır. El çalışırken kalp Allah'a bağlı kalabilmelidir.
İslam çalışmayı, üretmeyi ve helal kazancı teşvik eder. Zenginlik başlı başına kötü değildir. Nitekim sahabe içinde büyük servet sahibi olup bunu Allah yolunda harcayan örnekler vardır. Asıl mesele, malın insanın elinde mi olduğu, yoksa insanın malın esiri mi hâline geldiğidir.
**
Ne yazık ki günümüzde tüketim kültürü, insanı "daha fazlasına sahip olursan daha mutlu olursun" düşüncesine yönlendiriyor. Oysa mutluluk, eşyaların sayısıyla değil; kalbin huzuruyla ölçülür.
Bugün gençlerin zihnindeki soruların bir kısmı, dinin özünden değil; din adına sergilenen yanlış örneklerden kaynaklanmaktadır. Adaletin, doğruluğun, merhametin ve kul hakkına riayetin zayıfladığı yerde, anlatılan hakikatlerin tesiri de azalabilir. Bu sebeple en güçlü davet, güzel ahlâktır.
Toplum olarak yeniden manevî bir diriliş istiyorsak, önce kendi nefislerimizden başlamalıyız. İsraf yerine kanaati, gösteriş yerine ihlası, bencillik yerine infakı, öfke yerine merhameti hâkim kılmalıyız.
**
Kur'ân'ın rehberliği ve Peygamber Efendimizin sünneti, çağın problemlerine ışık tutmaya devam etmektedir. İman, yalnızca dille söylenen bir söz değil; hayatın her alanına yön veren bir ölçüdür.
Unutmayalım ki medeniyetler önce kalplerde kurulur, sonra şehirlerde yükselir. Kalbi ihmal eden toplumlar, maddî bakımdan büyüseler bile manevî bakımdan zayıflarlar. Kalpler Allah'a yöneldiğinde ise imkânsız görünen nice güzellikler yeniden yeşerir.
**
Rabbimiz bizlere dünyayı ahiretin hizmetkârı yapmayı, malı elimizde tutup gönlümüze koymamayı ve nesillerimize sağlam bir imanla birlikte güzel ahlâk miras bırakmayı nasip eylesin. Âmin.
Yorumlar
Kalan Karakter: