Önce Gaziantep…
Sonra Kahramanmaraş…
Haber kanallarında vahşet…
Gençliğin elinde silah…
Kendi öz yurdunda parya evlatlar…
Evlatlarına yabancı anne-babalar…
Toplumu suçlayan toplum mühendisleri…
Bu maddeler çoğaltıldıkça çoğalır, olumsuz konuşuldukça artar; kötülük kol gezdikçe iyilik perdenin arkasında kalır.
Sahi çürüme tam olarak nerede?
Toplumda mı, ailede mi, gençlikte mi; kimde ve nerde?
Nedir çürüme peki? Özün yabancılaşmak mı özden kaçmak mı?
15 Nisan 2026 Çarşamba günü sabah erkenden uyanmıştı Ayla Öğretmen. Ömrünü adadığı öğrencilerine yeni bilgiler öğretmek hayaliyle yola koyulacaktı. Fakat içinde tarifsiz bir his vardı. Adını koyamadığı bir huzur. Eşi ve çocukları ile vedalaşırken içinden bir şeyler koptu sanki. Huzurunun tam ortasına bıçak gibi saplanan bir korku. Bu korkuyu büyütmek istemiyor ve istemsizce bastırıyordu. Sımsıkı sarıldı eşine ve evlatlarına. Çok defa bu kapıdan çıkmıştı fakat bu başka bir çıkıştı sanki. İçinde yine aynı his, kaçtığı tüm korkuları kulaklarına bir şeyler fısıldıyordu. Derin bir nefes aldı ve tüm kaygılarını heybesinde gizleyip ikinci yuvasına doğru yol aldı.
Okulunu gördüğünde gözleri doldu, anlamlı-anlamsız bir boşluğun içinde buldu kendisini. “Günaydın, öğretmenim!” seslerini duymuyor, öylece okuluna bakıyordu. Başka alemlerde bambaşka kişiler ile birlikteydi sanki.
Ders zili çalmıştı. Yıllardır aşina olduğu bu ses ilk defa onu ürkütmüştü. İçinde korku pompalayan tüm seslere kulağını tıkamış ve dersine girmişti. O gün her zamankinden farklı bir ders yapmak istiyordu. İçinde konuşan sesi susturmak ve bastırmak Ayla öğretmeni zorlamıştı artık.
“Çocuklar!” dedi, sakin bir sesle… “Çocuklar, açmayın kitaplarınızı bugün sizlerle sadece sohbet etmek istiyorum.” dedi. Çocuklar şaşkındı ilk defa bir Matematik dersinde Matematik işlemeyeceklerdi. Hepsi derin bir nefes alıp kollarını bağladı. Ayla Öğretmen içindeki duyguyu anlamlandırmak istiyordu.
“Bugün içimde bambaşka bir his var. Hayatımda ilk defa bununla karşı karşıyayım. Çocuklar, korkuyorum!” dedi ve gözleri doldu.
“Sizden daha küçüktüm Matematik Öğretmeni olmaya karar verdiğimde. En anlamadığım ve zorlandığım dersti. Her Matematik dersine girerken ağlardım, anlamıyorum diye. İşte o zaman kendime bir söz verdim. Matematik Öğretmeni olacak ve aydınlık nesiller yetiştireceğim diye. Her öğrenciye matematiği sevdirmek benim görevim gibi düşündüm. Bugün içimdeki ses: “Ayla görevin bitti.” diyor. Korkuyorum çocuklar hem sizden hem Matematik sevdamdan ayrılmaktan korkuyorum.” dedi ve ağlayarak sınıftan çıktı.
Günün yarısı geçmiş zaman hiç akmadığı kadar hızlı akmıştı. Ayla Öğretmenin kaygısı daha çok artmış ama kaygısını bastıracak gücü tükenmişti. Öğretmenler odasında uzun zamandır okuduğu kitabının sayfaları arasında kaybolmuştu ki birden silah sesleri duyulmaya başladı. Tüm öğretmenler polis çağırmak için telefonlarına sarılmışken Ayla Öğretmen kitabını bıraktığı gibi can havliyle koridora koşmuştu.
O da ne 8. Sınıf bir öğrencisi eline aldığı birden fazla silahla önüne gelene ateş ediyor ve anlamsız kelimeler ile öfkesini kusuyordu. “Dur, oğlum!” diye bağırdığı an sınıftaki öğrencilerinin üzerine bembeyaz bir örtü gibi serildi Ayla Öğretmen. Gözü dönmüş katili öfkelendiren bu koruma iç güdüsü, kurşunların hedefi olmasının önüne geçemedi. Defalarca ateş açan katil, Ayla Öğretmenin canını feda ettiği öğrencileriyle birlikte başka diyarlara yolculuğunu başlattı.
Bir sahne ki; okul koridorunda kanları aktığı, bir anne yüreğinin sekiz öğrenciye siper olduğu ve okul koridorlarındaki cıvıltıların yerini alan ağlama ve çığlıklar.
Ayla Öğretmenin uzak diyarlara olan özlemi son bulmuş içinde başlayan içinde başlayan tarifsiz duygusu tam olarak anlamını bulmuştu. Hayatını adadığı öğretmenliğin sadece ders anlatmak olmadığını tüm dünyaya duyurmuş ve öğrencileri ile sonsuz bir hayata yeniden doğmuştu.
Soruyorum sizlere; çürüme kelimesi Ayla Öğretmene ulaşmamış mıydı? Hani “Beyin Çürümesi” diye bir kavram dayattılar ya bizlere. Sahi beyin çürümesi tam olarak nasıl olurdu?
Beyin çürümez arkadaşlar; toplum da insan da çürümez. Çürüme yeniden doğuş demektir. Çürüme öze dönüştür aslında.
2025 yılını “Beyin Çürümesi” kavramı ile kapatırken ne oldu da 2026 yılında bir öğretmen canını hiçe sayıp öğrencilerine siper oldu? Demek ki çürüme sadece bizleri duyarsızlaştırmak için ortaya atılan bir kavrammış. Gerçekte ise toplumda yeniden dirilişin başlangıcıdır çürüme.
Burası Anadolu ve biz Anadolu insanıyız. Burada çürüme sadece meyve ve sebzelerde olur, insan asla çürümez. Ayla Öğretmen ve şehit olan kıymetli evlatlarımız bizlere bu cennet vatanın yiğit insanlarının olduğunu bir kez daha gösterdi.
Okul saldırısı ülkemde olmayan bir kavramdı ve bundan sonra da olmayacak biiznillah. Bu saldırıda hayatını kaybeden kıymetli öğretmenimiz Ayla Kara ve göz nuru evlatlarımıza Yüce Rabbimden rahmet, bizlere de sabır vermesini niyaz ediyorum.
Öğretmenlerimiz; aydınlık yarınlarımızın teminatı, öğrencilerimiz ise koklamaya doyamadığımız çiçeklerimizdir…
Vesselam…
Denizay Büyükdağ KONUK
Yorumlar
Kalan Karakter: