Geriye Kalanın Yükü
“Ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürüyor…” der Peyami Safa
Annemizin vefatının ardından kaleme dökülenler…
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz' derler.” Ayeti ile bizlere imtihanları karşılama şeklimizi dahi tarif edene sonsuz hamd olsun.
Resulüne ilettiği (Hadis ile verilen) müjdeye erenlere selam olsun: “Dünyada sevdiği bir yakınını aldığım zaman, sabredip karşılığını benden bekleyen mümin kulumun katımdaki karşılığı ancak cennetir.”
Halinden, imtihanından şikâyet etmeden, Rabbinden geleni kullarına şikâyet etmeden yaşadıklarına hamd eden kullarına ne mutlu. Her hale rıza gösterip kadere iman ederek kederden emin olanlara ne mutlu.
Risale-i Nur isimli eserlerinde Üstad, ölümün ve hayatın hakikatini anlayabileceğimiz bir durulukla şu meallerde ifade eder:
Size büyük bir müjdem var! Ölüm; sanıldığı gibi bir yok oluş, bir sönüp gitme veya sonsuz bir ayrılık değildir. O, bir hiçlik ya da tesadüf eseri gerçekleşen bir bitiş de değildir. Aksine ölüm; sonsuz hikmet ve merhamet sahibi olan Allah tarafından verilen bir terhistir, sadece bir mekân değişikliğidir. Ruhun, asıl vatanı olan ebedi saadet ülkesine sevkiyatıdır. Sevdiklerimizin yüzde doksan dokuzunun toplandığı kabir ötesi aleme, yani berzah dünyasına açılan bir kavuşma kapısıdır.
Unutmayın ki ölüm, hayat vazifesinden bir paydos, bu bedenden sıyrılıp yeni bir vücuda bürünmek ve ebedi hayata bir davettir. Nasıl ki bu dünyaya gelişimiz rastgele değil, ilahi bir takdir ve sanatla gerçekleşmişse; dünyadan gidişimiz de yine bir hikmet ve plan dahilindedir. Bu bakış açısıyla bakıldığında, en sevdiğimiz dostlarımızın, akrabalarımızın ve büyüklerimizin bulunduğu o kabristan, ürkütücü bir yer değil; aksine en cana yakın, en samimi bir dost meclisi gibi görünür. Onların arkasından bizim de oraya gidecek olmamız, orayı korkunç bir yer olmaktan çıkarıp huzurlu bir buluşma noktasına dönüştürür.
Öyleyse ey nefsim! Bil ki dünkü gün artık elinden çıktı, gitti. Yarın için ise hayatta kalacağına dair elinde hiçbir senet yok. Bu yüzden gerçek ömrünü, sadece içinde bulunduğun 'bugün' olarak bil. Hiç olmazsa günün bir saatini, gelecekteki sonsuz hayatın için bir ihtiyat akçesi gibi ayır; onu ebedi istikbalin için bir yatırım yaparak ibadete ve maneviyata yönlendir.
…
Evet dostlar
Cenazeler defnedilir herkes evine döner; lakin dönenler artık eski canlılığında değildir.
İç dünyalarında bir yankı başlar: Vicdan mekanizmalarının ‘gürültülü çalışan dişli sesleri’nin yankısı.
Sorgulamalar, hesaplaşmalar, vicdanla baş başa kalınca iç muhasebeler.
Ertelenen, yerine getirmekte tembellik gösterilen vazifeler, sorumluluklar.
Ötekinden önce öz benliğine dair yarım kalmışlıklar..
Birkaç dakika birkaç saat birkaç gün belki sürer.
Sonra hayatın akışında yine körelir bu yanımız.
İbret alınacak yerden ibretlik vaka olarak çıkmak ne büyük talihsizlik..
…
Kayıp imtihanı bi yana; psikolojik mücadelede de imtihanı kaybetmemek adına dış dünyamıza dair birkaç konuya da temas etmek istiyorum.
Normal hayatta karşılaşmak istemediğiniz, mesafe koyduğunuz, hayrına teşekkür edip şerrinden emin olmak adına uzak kaldığınız ötekiler size başsağlığı kılıfı ile gelecekler.
İç dünyamızın dışındakilerdi ötekiler; haliyle muhataba göre biz de öteki oluyoruz.
Malum ölüm gelmiş, emanet teslim edilmiş ve iç hesaplar, vicdan muhasebesi bir noktada karışmaya başlamıştır bu yoğun duygu atmosferinde.
Ötekine dair ithamlar, savunmalar ve en nihayetinde vicdanın en diplerinden gelen o çıldırtıcı iç sesler.
Olanı anlatacaz derken şikayete düşmemek adına, maruz kalınanların adını net koymak elzemdir.
Zira bazen konu gerçekten sen değilsindir. Olaylara verilen tepkilerden de anlaşılacağı üzere, burada konu, bahse konu duruma neden olanların kendi iç kavgasıdır. Bunu anladığın gün omuzundaki yük daha da hafifler.
Sonra ne mi olur?
Dersini alanlar ile bahanelerine kılıf bulanların gün gibi ayrıştığı senaryo sahnenin ortasına düşüverir.
Senaryo şöyledir:
Pimi çekilmiş el b.mbası gibidir bu hesaplaşma sahneleri. Onu bırakacak yeri bulanlar huzur kaçırırken, bırakacak yer bulamayan pimi çekilmiş o b.mba ile gezer durur.
Tatmin olmak adına, olanı değil de olması gerekeni anlatarak, temize çıkmaya çalışır. Oysa “sebep olduğu”, “sorumluluğunu yapmayarak sonuca etki ettiği” gerçekliğinin üzerini örtmeye çalışsa da vicdanın en derinlerinden gelen o sükûtun çığlıklarını bastıramayacaktır.
Velhasılı hâkimin kendisi şahit tüm yaşananlara. Ondandır ki öyle kolay olmuyor helalleşmek.. Şunu yaptım, şunu dedim, şu hakkına girdim diyerek; öncelikle varsa zararı tazmin edecek veya bizzat muhatabının (tüm çıplaklığı ile bahsedilen konu için) helal etmesini bekleyeceksin.
Değilse bir insan hakkında bir ton laf edip hakkını; dibini sıyırırcasına yiyip, ardından gerek yüz yüze gerekse iletişim kanalları üzerinden tehdit ve hakaretler savurduktan sonra gidip o insanla nasıl can ciğer olabildiğinizi anlamak istemiyoruz.
Karakterli olmayışın resmini çizenler, zaten bu davranışlarınız sizin hakkınızda daha net bi şey anlatıyor. Diyor ki:
Sizin gibilerin duygusu yok, pozisyonu var.
Vicdanınız yok, menfaat teraziniz var.
Kimin veya hakikatin yanında durup durmayacağınıza kalbinizle karar vermiyorsunuz.
Rüzgârın yönüne göre hareket ediyorsunuz.
Dününü eleştirdiğiniz, yerdiğiniz bir insanla bugün sarmaş dolaş olabiliyorsanız demek ki dün söylediğiniz sözlerin hiçbirisinin önemi ve ağırlığı yokmuş.
Elbet burada, bugün kurdukları yakınlığın da hiçbir önemi ve ağırlığı yokmuş deriz.
Çünkü yakınlık denilen şey öyle canım cicimle iki kahkahayla iki fotoğraf çekmekle üç story ile olmuyor.
Yakınlık dediğimiz şeyin bir bedeli var hayatta; Tutarlılık ve adil olmak.
Ama ne yapılıyor, tutarlılığa ve adalete yatırım yapılmıyor da günü kurtarma çabası sergileniyor.
Bir insanı konuşmak mesela, böyleleri için çok kolaydır; ama ertesi gün aynı insanın yanına geçip konuşmak da kolaydır onlar için. Çünkü bu tür mizaçlar insana, insan gözüyle değil, kullanılacak bir bağlam olarak bakıyor.
En belirgin göstergesi; ortam değişince fikirleri değişir, menfaatleri değişir, dili değişir.
Güç kimdeyse onların dostluğu (!) oraya akar.
Sonra karşımıza geçip buna normal diyorlar.
DEĞİL, kesinlikle bu normal değil arkadaşım. Hakikatin temeline de en yüzeysel okumalara da ters bir durum bu.
Bu tamamen güveni öldüren bir alışkanlık.
Sen birinin arkasından konuşup sonra can ciğer olabiliyorsan, kusura bakma da senin yanında kimse güvende değildir arkadaşım.
Çünkü yarın sıra kime gelecek belli değil.
Bugün ötekinin arkasından konuşup, ardından canı ciğeri iken, demek ki sen yarın da beni veya bir başkasını konuşacaksın.
O zaman sadece hakikatin dili ile uğurluyorum seni: SELAM! yolun açık olsun arkadaşım.
…
Tefekkürün ve tutulacak yasın konumlanacağı bu evrede bu konunun yeri miydi denebilir. Evet haklısınız çok da yeri değil; lakin sığ düşüncelere maruz kaldığınızda süreçte emeği geçenlerin üzülmelerine, manipülatif oyunlara maruz kalmak istemediğinizden bu tarz konuları işleyebiliyoruz.
…
Peyami Safa’nın “Ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürüyor…” sözü ile giriş yapmıştık yazımıza.
Tarih 19 Nisan 2019 Pazar. Saat 21:39
Annemizin şifa yolculuğunun nihayete erdiği tarih..
5 haftadır ara ara servis, anjiyo ve yoğun bakım arasında mekik dokunan bir süreç..
En nihayetinde şifa da ecel de Allah’tan diyerek O’ndan gelene teslimiyet ile girilen by-pass’ın 4. Günü emaneti hakiki sahibine teslim etmek.
Sahi hastalıklar nedeniyle içinde sabır bulunan bir tedavi süreci emaneti teslim ile neticelenince şehitlerden mi sayılıyordu? Ne mutlu annemize ki sabretti, tevekkül ve teslimiyet ile çıktı ukba yolculuğuna. Rabbim hüsn-ü niyetimizi kabul eylesin, kendisine güvenen annemizi de mahcup etmesin.
Mekânın cennet, iyiler komşun olsun annecim. Rahmetiyle, cömert ev sahipliğiyle ağırlasın seni hayatlarımızın hakiki sahibi.
Ölümün ibret oluşunu ıskalamamak adına; kayıplarının ardından büyümeye devam eden bizler için bu hayatın “sadece ebed memleketine geçiş güzergahında, kendi yaşanmışlıklarımıza şahit tutulduğumuzu” unutmayalım duasındayım.
Hakikat aleminde her şey oldu ve bitti, bizler şahit tutuluyoruz. Gerçekte kimiz, neyiz, ne kadarlık bir ederimizin olduğu yine bizlere gösteriliyor. Tüm hakikat pırıltılarına rağmen adil, merhametli ve dürüstlük testlerine şahit tutuluyoruz.
Cevâhir Aydın | Küçük Dünyam
Geriye Kalanın Yükü
“Ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürüyor…” der Peyami Safa Annemizin vefatının ardından kaleme dökülenler… “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz' derler.” Ayeti ile bizlere imtihanları karşılama şeklimizi dahi tarif edene sonsuz hamd olsun. Resulüne ilettiği (Hadis ile verilen) müjdeye erenlere selam olsun: “Dünyada sevdiği bir yakınını aldığım zaman, sabredip karşılığını benden bekleyen mümin kulumun katımdaki karşılığı ancak cennetir.”
Yayınlanma :
29.04.2026 23:27
Güncelleme
: 29.04.2026 23:27
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: