İttihad ve Terakki’ye Muhalefet: Siyaset Değil Hikmet Tavrı
Osmanlı Devleti’nin son asrı, hem siyasî hem de fikrî çalkantıların yoğun olduğu bir dönemdi. Bu dönemde devlet yönetiminde etkili olan en güçlü hareketlerden biri İttihat ve Terakki Cemiyeti idi.
Ancak bu cemiyetin uygulamaları birçok fikir adamı ve âlim tarafından eleştirilmiştir. Bu isimlerden biri de büyük İslam mütefekkiri Said Nursî’dir.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır:
Üstad’ın muhalefeti şahıslara veya bir cemiyete değil, yanlış gördüğü anlayış ve uygulamalara yöneliktir.
Said Nursî, II. Meşrutiyet’in ilan edildiği yıllarda hürriyet fikrini güçlü şekilde desteklemiştir. Ona göre gerçek hürriyet, İslam’ın ruhuna uygundur. Nitekim şu meşhur sözü onun yaklaşımını açıkça ortaya koyar. Mealen şunu der: “Meşrutiyet, şeriata uygun olarak anlaşılmalıdır.”
Bu sebepten başlangıçta meşrutiyet hareketine ve hürriyet fikrine destek vermiştir. Fakat zamanla İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde ortaya çıkan baskıcı uygulamalar, merkeziyetçi ve otoriter politikalar Üstad’ın eleştirilerine sebep olmuştur.
O, özellikle şu konularda itiraz etmiştir: İstibdat kokan idare tarzı,
dini hassasiyetlerin ihmal edilmesi, Türkçülük eksenli dar milliyetçilik anlayışı, İslam dünyasının birliğini zedeleyen politikalar...
**
Dış Tehditler ve Muhalefetin Sınırı
Ancak Üstad’ın siyaset anlayışı çok daha derin bir hikmete dayanır. Osmanlı’nın son yıllarında İslam dünyası büyük bir kuşatma altındaydı. Avrupa emperyalizmi, Osmanlı’yı parçalamak ve İslam coğrafyasını zayıflatmak için yoğun bir mücadele yürütüyordu.
İşte bu noktada Said Nursî önemli bir prensip ortaya koymuştur: “Harici düşmanların hücumu zamanında, dahildeki ihtilaf büyütülmez.”
Bu sebeple Üstad, sert muhalefetin ümmet içinde ayrışma doğuracağını görmüş ve daha mutedil bir tavır benimsemiştir. Bu tavır, bazı çevreler tarafından yanlış yorumlanarak “Üstad muhalefetten vazgeçti” şeklinde değerlendirilmiştir. Oysa mesele bundan ibaret değildir.
Zaman zaman şu iddia ortaya atılır:
“Üstad sonradan İttihatçı oldu.” Bu iddia tarihî gerçeklerle bağdaşmaz. Çünkü Said Nursî hiçbir zaman bir siyasi cemiyetin mensubu olmamıştır. Onun mücadelesi siyaset merkezli değil, iman ve hakikat merkezlidir.
Nitekim daha sonra bütün hayatını Kur’an hakikatlerini anlatmaya ve iman hizmetine adamış; bu yolda büyük bir eser külliyatı olan Risale-i Nur Külliyatını kaleme almıştır.
Bu durum onun siyaset üstü bir çizgide yürüdüğünü açıkça göstermektedir.
**
Üstad’ın bu tavrı aslında çok önemli bir ders içerir. Bir âlimin veya mütefekkirin görevi, siyasi tarafgirlik yapmak değil; hak ve hakikat ölçüsünde hareket etmektir. Yanlışa yanlış demek gerekir; fakat ümmetin birliğini parçalayacak çatışmaları büyütmek de doğru değildir.
Said Nursî tam da bu dengeyi gözetmiştir. Bugün İslam dünyasında yaşanan birçok kriz, iç ihtilafların büyütülmesiyle derinleşmektedir. Üstad’ın tavrı bize şunu öğretir:
Hakikati savunurken birlik şuuru kaybedilmemelidir.
Çünkü tarih göstermiştir ki, Müslümanların iç kavgası çoğu zaman düşmanların en büyük fırsatı olmuştur.
Hem İran'ı hem de bizi hedefe koyan Trump Amerikası ve İsrail'in "şiddetli hücumuna" maruz, kendini mümin bilen İran'a bu pencereden bakılmalıdır.
Mehmet Nuri Bingöl
Yorumlar
Kalan Karakter: