Korkulardan Kurtulmanın Yolu: Allah’ı Tanımak
İnsan neden korkar?
Yarınından, yalnızlıktan, kaybetmekten, hastalıktan, ölümden… Bazen de adını koyamadığı bir boşluktan. Modern çağın imkânları arttıkça korkuların azalması gerekirken, tam tersine insan ruhunun daha kırılgan hâle geldiğini görüyoruz. Çünkü korku, çoğu zaman dış şartlardan değil; dayanaksızlıktan doğar.
İşte tam bu noktada Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat adlı eserinde insanın en büyük ihtiyacına işaret eder: Muhabbetullah… Yani Allah sevgisi.
Ona göre yaratılışın en yüksek gayesi Allah’ı bilmek, tanımak ve sevmektir. İnsan ancak bu sevgiyle gerçek makamına yükselir. Çünkü insan ruhunun en parlak saadeti, en tatlı nimeti Allah sevgisidir. Bu sevgi kalbe yerleştiğinde, insan yalnız kalmaz; sahipsiz kalmaz; başıboş kalmaz.
Dayanak Bulan Ruh Korkmaz
İnsan sınırsız ihtiyaçlarla kuşatılmıştır. Acizdir. Zayıftır. Bir hastalık, bir kayıp, bir sarsıntı bütün dengelerini altüst edebilir. Eğer insan, bu fânî dünyada malikini bulamazsa gerçekten de zavallı bir mahlûk hâline düşer.
Fakat Allah’ı tanıyıp O’na iman ettiğinde her şey değişir. Rahmetine iltica eder, kudretine dayanır. İşte o zaman korkuların ağırlığı hafifler. Dünya, karanlık bir sürgün yeri olmaktan çıkar; manzaraları güzel bir bahçeye dönüşür. Çünkü artık her şey başıboş değildir. Her şey bir Kudret’in kontrolündedir.
“Lâ ilâhe illallah” diyen insan, yalnız bir cümle söylemiş olmaz. Aynı zamanda sınırsız bir rahmet hazinesinin kapısını çalar. O cümle, insan ruhuna sarsılmaz bir dayanak kazandırır. Artık başka kapılarda eğilip bükülmeye, minnet taşımaya gerek kalmaz. Her şeyin anahtarı O’nun yanındadır.
Yükü Sahibine Bırakmak
İnsanı en çok yoran şey, kendini her şeyin sahibi ve sorumlusu zannetmesidir. Oysa insan kendini dahi idare etmekten acizdir. Ne kalbini çalıştırabilir ne de ömrünü uzatabilir. Buna rağmen bütün hayat yükünü omuzlamaya çalışır; sonra da ezilir.
Bediüzzaman’ın çağrısı nettir:
Mülkü gerçek sahibine ver.
Allah Malik’tir, Kâdir’dir, Rahîm’dir. O’na dayan. Rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, safâyı bul. Dehşet anında Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın teslimiyet dolu sözünü hatırla:
“Mevlâ görelim neyler;
Neylerse güzel eyler.”
İnsan pencereden seyretmeyi öğrenirse, olayların içine boğulmaz. Teslimiyet, pasiflik değil; güvenin adıdır.
Ölüm Korkusu ve Ebediyet
İnsan korkularının en büyüğü ölümdür. Çünkü ölüm, zahiren bir ayrılıktır. Fakat iman perspektifinden bakıldığında ölüm; idam değil, hiçlik değil, tesadüf değildir. Bir terhistir. Vazifenin tamamlanmasıdır. Fânî bir diyardan bâkî bir yurda geçiştir.
Allah ezelî ve ebedîdir. O’na kusur ârız olmaz. Sevdiklerimizden ayrıldığımızda bizi yeniden kavuşturacak olan da O’dur. Madem O var ve bâkidir; o hâlde mutlak kayıp yoktur.
İnsan imanla yaşarsa, yaptığı hiçbir iyilik kaybolmaz. Her amel kaydedilir. Her hizmet muhafaza edilir. Dünya sahnesi kapanır ama hesap ve mükâfat kapısı açılır.
Sonuç: Korkunun İlacı Muhabbetullah’tır
Korkulardan kurtulmanın yolu, her şeyi kontrol etmeye çalışmak değildir. Güçlü görünmek de değildir. Gerçek çözüm; Allah’ı tanımak, O’na güvenmek ve O’nu sevmektir.
Muhabbetullah kalbe yerleştiğinde:
Yalnızlık yerini ünsiyete,
Korku yerini emniyete,
Geçicilik yerini ebediyet umuduna bırakır.
İnsan ancak o zaman hafifler. Çünkü yükünü sahibine teslim etmiştir.
Kısacası korkunun panzehiri; iman, teslimiyet ve Allah sevgisidir.
Vesselâm.
Dr. Vehbi Kara
Yorumlar
Kalan Karakter: