SAHTELERİN TASALLUTU
Hakiki görünümler ortadan kalkarsa feci sahtelerinin asli sahnelerine musallat oluşuna çok şahit olmuşuzdur.
“Hakikileri silinince sahteleri gerçeklerine musallat olur” özdeyişi, yalnızca ahlâkî bir tesbiti değil; aynı zamanda tarih, kültür ve insan psikolojisiyle iç içe geçmiş derin bir hakikatı dile getirir.
Bu cümle, hakikatin görünürlükten çekildiği her zeminde taklidin, sahteliğin ve temelsiz iddiaların hızla çoğaldığını anlatan çarpıcı bir ifade.
**
İnsanlık tarihi, boşluk kabul etmeyen bir yapıda değil midir? Hakikat geri çekildiğinde, onun bıraktığı alan kendiliğinden dolmaz; çoğu zaman o boşluk, hakikatin suretini taklit eden sahte unsurlarla doldurulur.
Bu noktada, mesele yalnızca hakikatin yokluğundan değil, hakikatin temsil edilmemesinden de ileri gelir. Çünkü hakiki olan, sadece var olmakla yetinmez; görünür olmayı, konuşmayı ve örneklik etmeyi de gerektirir.
Hakiki âlim sustuğunda, kürsüye sahte bilginler çıkar. Hakiki sanat geri çekildiğinde, popüler ama derinliksiz taklitler alkışlanmaya başlanır. Bunun için Necip Fazıl, "Bülbüllere emir var lisan öğren vakvaktan/ Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan." şeklinde ince bir nükte ile dokundurma yapmıştır. Hakiki adaletin uygulanmadığında ise adalet adına zulüm yapılır da farkında bile olunmaz.
İşte böyle bir zeminde maskeli yüzler, kendisini gerçekmiş gibi sunma cesaretini bulur. Özdeyişte geçen “musallat olmak” ifadesi özellikle dikkat çekici... Bu kelime, sahte olanın pasif değil, saldırgan ve istilacı bir karakter taşıdığını da gösterir.
**
Sahte, sadece boşluğu doldurmakla kalmaz; hakiki olana düşmanlık da eder, onu itibarsızlaştırır; hatta onun adını kullanarak şöhret olur.
Bu durum özellikle din, ideoloji, sanat ve düşünce alanlarında daha belirgin maalesef. Hakiki dindarlık silikleştiğinde şekilci ve sloganist bir dindarlık türemekte; hakiki düşünce geri çekildiğinde, gürültülü ama sathi fikirler, kanaatler hâkim olmaktadır. Sahte olanlar, hakikatin mirasını gasp edip onun kavramlarını, sembollerini ve dilini kullanarak kendisini meşrulaştırır.
Hakikilerin silinmesinde toplumun da payı var. Çünkü hakikata ermek çoğu zaman zahmetlidir; emek, sabır ve sorumluluk ister. Sahteye varmak ise kolaydır, hızlıdır ve tüketimi de rahattır. Toplum, zahmetli olanı terk edip kolaya yöneldiğinde, sahte olanın önünü de açmış olur maalesef.
**
Burada ortaya çıkan en büyük tehlike, seçici körlüktür. İnsanlar, sahte ile hakiki arasındaki farkı ayırt edemez hâle geldiklerinde, sahte olan artık sadece taklit değil, yeni bir “gerçeklik” olarak da kabul edilir; yani algı... Bu da hakikatin ikinci kez öldürülmesi manasına gelir: İlki susarak, ikincisi unutarak.
Mezkur ifade, şikâyetten çok bir sorumluluk çağrısıdır. Hakiki olanların geri çekilmesi, yalnızca ferdi bir tercih değil, sosyal bir sonuçtur da. Hakikat, temsil edilmediği yerde savunmasız kalır. Dolayısıyla hakikatin korunması, onu bilenlerin ve yaşayanların görünür olmasıyla mümkündür.
Hakiki âlimin konuşması, hakiki sanatkârın üretmesi, hakiki müminin ahlâkıyla şahitlik etmesi; sahte olanın sahasını daraltır. Çünkü sahte, ancak hakikatin yokluğunda cesaret bulur.
“Hakikiler silinince sahteleri gerçeklerine musallat olur” sözü, çağımıza tutulmuş bir aynadır. Bu ayna bize şunu gösterir: Hakikat kendiliğinden galip gelmez; korunmak, temsil edilmek ve yaşanmak ister. Aksi hâlde sahte olan, hakikatin adını kullanarak onu içeriden kemirir.
Bu yüzden mesele, sahtelerle mücadeleden önce, hakikilerin hayatta kalması ve sahnede kalması meselesidir. Hakikat geri çekildiğinde, sahtelikler galip gelir; ama geldiğinde de gitmemek için ayak direr.
Mehmet Nuri Bingöl
Yorumlar
Kalan Karakter: