SÖZ
Ağızdan çıkan sözün senet olduğu, insanların sözünü çiğnemektense ölmeyi tercih ettiği yılları hatırlıyorum. İnsanlar onur ve haysiyeti için yaşar, sözünü, borcunu namus sayardı.
Değişen zamanla birlikte insanoğlunun hamuru, ekşiyen mayası ile birlikte bozulmaya başladı. Doksanlı yıllarda Turgut Özal döneminden itibaren başlayan, benim memurum, benim işçim işini bilir siyasi anlayışı ile birlikte, toplumda yükselen kendi çıkarını her şeyin üstünde tutma anlayışı çürümenin temellerini oluşturmaya başladı.
Millet olarak devlete ve devlet yöneticilerine karşı yüksek itimat besleyen, lider ne derse doğrudur kavramını benimseyen bir toplum olduğumuz için siyasi sorgulama yönümüz genel olarak gelişememiştir.
Demokrasiyi tam olarak içselleştirememiş bizim gibi toplumlarda, parti içi demokrasiler göstermelik ve lider sultası altındadır. Liderin atadığı delegeler el mecbur ve sadakat gereği kendini seçenden başka birini seçememektedir. Parti içi demokrasi bu yüzden işlemez.
Anayasa değişikliği ile geçilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde ise üç erkten (Yasama, Yürütme ve Yargı)biri olan yasamayı temsil eden Meclis hukuken olmasa da fiilen pasifize edilmiştir .
Amerika Birleşik Devletleri gibi Başlanlık Sistemi ile yönetilen ülkelerde görülen meclisin denetim yetkisi bizde mevcut değildir. Cumhurbaşkanının başkanı olduğu parti mecliste çoğunlukta olduğu zaman, yürütme üzerindeki yasama denetimi fiilen lav edilmektedir. Seçilen vekillerin, parti genel merkezi ve parti lideri tarafından seçilmesi karşısında, yürütme karşısında bağımsız bir yasama dan söz etmek mümkün olmayacaktır.
Bizde ki bir çarpıklık ta, bağımsız olması gereken Hakim ve Savcıların özlük işlerini takip eden HSK’nın başkanın Adalet Bakanı olmasıdır. Parlementer sistemlerde bakanların seçilmiş milletvekilleri içinden seçilmesi karşısında, mevcut Cumhurbaşkanlığı sisteminde Bakanlar atama yolu ile göreve gelmekte ve Cumhurbaşkanlığı sekreteryasını oluşturmaktadır.
Yürütmenin atadığı sekreterya bakanın Yargı makamının özlük hakları, tayin, atama ve disiplin işlemleri ile çalışan HSK ‘nın başkanı olması demokratik sistemdw erklerin bağımsızlığı ilkesine aykırıdır.
Mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminde bağımsız olması gereken Yasama ve Yargı erkleri göbekten Yürütme erkine bağlı hale getirmiştir. Bu durum demokrasiye aykırı olup, denetim mekanizmalarının işleyişini bozmaktadır.
Mevcut düzende, hiç bir siyasetçi ve yöneticinin denetlenmek, hesap vermek, sorgulanmak gibi dertleri olmadığı için, ağızlarından çıkan popülist söylemlerin de doğruluğuyla ilgili bir endişeleri bulunmamaktadır. İstediğini istediği gibi dile getiren muktedirlerin tam aksine hareket etmelerinin de hiçbir hukuki ve insani yaptırımı bulunmamaktadır.
Yakın geçmişte görüldüğü üzere, muhalif parti liderlerinin aslında muhalif olmadıkları, kurdukları masaların altından başkalarıyla ne işler çevirdikleri aşikardır. Ağızlarından iktidara karşı savrulan o iri sözlerin hepsi yalanmış ve perde ardında yapılan pazarlıklar akıllara ziyanmış demeden edemedi birçoğumuz ne yazık ki.
Mevcut sistem de yüzde bir oyun bile kıymetli hale gelmesi nedeniyle, perde önünde verilen sözler ile, perde arkasında varılan mutabakatların tezatlığı karşısında , dönen villa pazarlıkları vs, hakkında şaşmamak mümkün olmadı.
Milliyetçi geçinelerin vatan hainleriyle girdiği pazarlıklar, seçmenlerine, şehit ve gazi yakınlarına verdikleri sözleri çiğnemeleridir. Ama ne önemi var, lider ne diyorsa vardır bir bildiği der geçilir.
Dini siyasete ve şahsi emellere alet edenlerin yaptıkları ise Allah ile aldatmak olup, söylenen sözün en acı ve günah çiğnenişidir. Olsun, müslüman adamlar, bizi dış güçlere bizi yedirmiyorlar der kılıf uydurur sorgulamayız.
Borç alanın, aldığı borcu ödememesi alacaklıya sözünü tutmaması olup, kardayım zannettiği aslında en büyük yanılgısıdır.
İnsan ne ederse kendine eder. Siz yalan dolan ile, verdiğiniz sözlerden cayarak uyanıklık yaptığınızı, kar ettiğinizi düşünebilirsiniz. Şunu unutmamak gerekir ki elde ettiği düşünülen menfaat haksız bir faydadır. Kimseye hayrı dokunmaz.
İnsanın faniliği karşısında, şahsi ikballer uğruna, dünya hayatı için dönüştüğü namussuz karakterlere lüzum yoktur. Oturulan makamlar kimsenin mabadına mülk değildir. Elbet kalkılacak. Bu yüzden insanlık onur ve haysiyetine yakışır işler yapıp, vaktinde namusuyla kalkmayı bilmek yakışır insan olana.
İnsanın aslında en büyük sorumluluğu ve sözü kendi benliğine ve vicdanındadır. Bu yüzden başkasına yapılan her yanlış, insanın kendi özüne karşı yaptığı yanlış olup, yanlışlar vicdan ile insanı huzursuz eder. Çiğ süt emen insanın edebileceği kahpelikleri öngören Yaradan bu yüzden de ona iç denetim mekanizması olarak Vicdan duygusunu vermiştir ki kulum azmasın, azdıysa da kendi kendini yesin demiştir.
Yolunuzun sözünün eri, vicdanlı ve ahlaklı insanlardan geçmesini dileğiyle..
Av. Fatma Saçak Akbulut
Yorumlar
Kalan Karakter: