HER ŞEY ZIDDIYLA KAİMDİR
İnsan neyse, neyin sahibi ise olmadığı ve kendinde olmayanla sınanır. Bu zıtlık hayatın aritmetiği gibi.
Cennet cömertlerin mekanıdır sözünü kendime şiar edindiğimden beri, etrafımdan beleşçiler, yiyiciler, kendinden başkasını düşünmeyenlerin eksik olmadığını fark ettim. Geçenlerde oturup bunun muhasebesini yapınca fark ettim ki; on yıla yakın tanıdığım bir arkadaşın bugüne kadar bir fincan kahvesini bile içmek nasip olmamış bana. Halbuki gelir yer içer, kalır gider her mekanımıza. Yeni ofisime de geldi iki kez, eline bir kutu şeker, çikolata almayı düşünmedi mi yoksa bizi masrafa değer mi bulmadı bilmiyorum. Ama o utanmıyorsa ben neden utanayım ki dedim ve bir çikolata, çiçek alaydın bari eline dedim. Yüzündeki arsız ifadeyi, sırtlan sırıtışını görünce anladım ki iyi ve veren taraf ben olduğum için sürmüş bu hukuk bunca zaman. Kurdun kuzuyu sevmesi gibi bazı insanların bizi sevmesi. Bu yalnızca maddiyat ile ilgili de değil. İnsanlar bu kapitalist düzende oportünist olmayı (kendi çıkarına hareket etmeyi) meziyet saydığı için yazık ki bu tarz yaklaşımlar. Nerde menfaatleri var onlar orda bitiyor kan emici keneler. İstisnalar tabi ki her zaman müstesna bizim için.
Bazıları gerçekten tavşan boku gibi, kokmaz bulaşmaz, kendinden başka kimseye hayrı dokunmaz tipler. Aldıkları nefes, içtikleri su ziyan. Kendi ilkel egosu ve libidosunun zevkleri hariç, anasına babasına bile hayrı yok ki başkalarına olsun. Bunlardan her yerde o kadar çok var ki bunları normal kabul etsek, normal kavramı varlığını sorgulamaktan felsefeci çıkacak haberleri yok.
Bunca çıkar ve menfaate dayalı düzen içerisinde, siyaset yapanların çoğunun derdi kendi şahsi ikballeri ve ranttan başka bir şey değil artık maalesef. Bu yüzden halk nezdinde güvenilirlikleri ve itibarları yerlerde sürünmekte seçilmişlerin. Halk kime teveccüh gösterse, altından bir ton pislik fışkırmakta. Koca koca adamlar, kadınlar, aldıkları oyun emanet olduğuna bakmadan bir partiden diğerine geçmekte, şantajlar, dosyalar, perde arkası kurulan oyunlar, dönen dolaplar dudağımızı uçuklatmakta izlerken. Anladık yüzsüzsünüz, vicdan terazinizin ayarı bozulmuş sizin. Utanmanız da yok görüyoruz. Lakin giydiğiniz takım elbiseler, teninize değmekten utanmakta farkında bile değilsiniz.
Zengin o kadar bencil ki, köpeğine yedirdiğini, fakirin çocuğu rüyasında bile göremiyor haberi yok. Güç sahibi muktedirler öylesine bencil ve gözü kör olmuş ki fakir fukaranın hakkı aklına bile getirmiyor. Sadece kendileri, kazançları ve hırsları var hayat eksenlerinde.
Yandaşa hukuku ayrı, muhalife ayrı uygulayanların adalet mekanizmasının çarkı iki türlü dönmekte. Bu ikili işleyiş, adaletin işleyip adaletsizliği yok etmesini önlüyor. Güneşin doğmasına izin verilmezse gece biter mi peki?
Her şey zıddıyla kaimdir. İnsan oğlu kendi menfaati için işleyişi bozdukça, kötü iyiye, adaletsizlik adalete, çok aza, incelikler kabalıklara, zayıf güçlüye, bilgi cehalete, nezaket kabalığa, hadsizlik tevazuya, liyakatsizlik liyakate galip gelmekte. Bireyselliğimizi önceledikçe paylaşmayı, bölüştükçe çoğalmayı unuttuk biz. Kazandık zannettikçe kaybetmelerimiz bundan. Mutlu olalım dedikçe bencilleşmelerimiz mutsuzluğa kazandırıyor farkında değiliz. Halbuki insan fıtratı iyi ve iyilik üzerinedir. Kötünün ve kötülüğün yaratılmış olması ona tevessül etmemiz için değil, iyinin ve iyiliğin yüceltilmesi içindir. Bunun ayırdımında olmaktır bilgelik!
Av. Fatma Saçak Akbulut
Yorumlar
Kalan Karakter: