Bugün Ramazan Bayramı’nın ilk günü…
Tüm okuyucularımızın bayramını en içten dileklerimle tebrik ederim.
Bayramlar, sadece takvimde yer alan günler değildir.
Ama artık bayram sabahlarında sadece sevinç yok içimizde…
Biraz da eksiklik hissi var.
Bir şeylerin yerinde olmadığını hepimiz fark ediyoruz.
Çünkü insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Eski bayramlara göre günümüzde değişen ne?
Aslında cevap çok net:
Değişen zaman değil, biziz.
Bir zamanlar bayram demek; çocukların kapı kapı dolaşıp şeker toplaması, büyüklerin ellerinin öpülmesi, kalabalık sofralar ve samimi sohbetler demekti. Bayram gelmeden günler önce hazırlık yapılır, akraba ziyaretleri planlanırdı.
Bayram sabahı erken kalkılır, en temiz kıyafetler giyilir, büyüklerin kapısı çalınırdı.
O kapılar sadece açılmazdı…
Gönüller de açılırdı.
Şimdi ise bayram…
Tatille eş anlamlı hale geldi.
Ne mezar ziyaretleri eski yoğunluğunda,
ne anne-baba kapıları eskisi gibi çalınıyor…
Ne de akrabalık bağları o sıcaklığını koruyor.
Eskiden kardeş kardeşi tanırdı; şimdi aynı şehirde yaşayan insanlar bile birbirine yabancı hale geldi.
Birbirine gidip gelmeler azaldı, saygı ve gelenekler geri planda kaldı.
Bayram sabahları artık mesajlarla geçiştiriliyor.
Bir “kopyala-yapıştır” mesaj, bir sarılmanın yerini aldı.
Oysa bir zamanlar bir el öpmek, bir sarılmak her şeyden daha değerliydi.
Acı ama gerçek şu:
Eski bayramları zaman değil, biz kaybettik.
Ve belki de en büyük eksikliğimiz şu:
Yakın olanı uzaklaştırdık, kolay olanı zorlaştırdık.
“Bayramlar; kırgınlıkların unutulduğu, gönüllerin birleştiği günlerdir. Eğer gönüller birleşmiyorsa, takvimde bayram yazmasının bir anlamı yoktur.”

ŞAŞIRTTIN BENİ, İRFAN ÖNAL
Tam da bu düşüncelerle, geçtiğimiz günlerde yaşadığım küçük bir anı bana hâlâ bazı değerlerin kaybolmadığını hatırlattı.
Ailemle birlikte iftar sonrası bir tatlı molası vermek için bir mekâna gittik. Bir süre sonra Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal da yanında bir kişiyle içeri girdi.
Ne bir kalabalık vardı…
Ne korumalar…
Ne de dikkat çekme çabası…
Sade bir şekilde geldi, bizim masaya yakın bir yere oturdu ve siparişini verdi.
O sırada fark ettim ki;
Kendini geri planda tutan, tanınmak istemeyen bir hali vardı.
Adeta “ben de sizin gibi biriyim” der gibiydi.
Mekân sahibi ikram etmek istedi…
Ama o, ısrarla kabul etmedi.
Ücretini ödedi.
Ne kibir vardı…
Ne gösteriş…
Ne de alıştığımız o mesafe…
Tatlısını yedi, sessizce kalktı ve geldiği gibi ayrıldı.
O an şunu düşündüm:
İnsanı büyüten makam değil, karakteridir.
Bugün belki eski bayramların sıcaklığını tam anlamıyla yaşayamasak da…
Böyle sade, mütevazı ve samimi duruşlar bize hâlâ umut veriyor.
Çünkü bazı değerler hâlâ yaşıyor…
Belki azaldı, ama kaybolmadı.
Yeter ki biz onları yeniden hatırlayalım, yeniden yaşatalım.
Yorumlar
Kalan Karakter: