İçimizdeki Yabancıya Selam Vermek: En Uzun Yolculuk Kendimize Olandır
Modern zamanın en büyük paradoksu nedir, biliyor musunuz? Dünyanın öbür ucundaki bir insanın ne yediğini, ne giydiğini saniyeler içinde öğrenebiliyoruz ama yanı başımızda, aynadaki o yabancının ne hissettiğinden haberimiz yok. Sabahları alarmın sesiyle uyanıp bir yerlere yetişme telaşına düşerken, ruhumuzu yatağın kenarında unutuyoruz. Kısacası; kalabalıklar içinde yaşıyoruz ama en çok kendimize uzağız. Çoğumuz; başkalarının beklentilerinden örülmüş bir kostümle dolaşıyoruz ortalıkta. Başarılı olmalıyız, güzel görünmeliyiz, hep mutlu olmalıyız... Bu "-meli/-malı" ekleri, zamanla gerçek kimliğimizin üzerine çekilen kalın bir perdeye dönüşüyor.
Maskelerin Arkasındaki "Ben"
Psikolojinin dev ismi Carl Jung bu durumu çok güzel özetler: "Dışarı bakan rüya görür, içeri bakan uyanır." Aslında uyanmak o kadar da konforlu bir süreç değildir. İçeriye bakmak; korkularımızla, bastırdığımız öfkelerimizle ve o meşhur "gölge" yanlarımızla yüzleşmeyi gerektirir. Ama bu yüzleşme gerçekleşmeden attığımız her adım, bir başkasının ayakkabısıyla yürümeye benzer; canımız yanar ama nedenini bir türlü bulamayız.
Sosyolojik açıdan baktığımızda ise durum daha da karmaşık. Zygmunt Bauman’ın tabiriyle "akışkan modernite" içinde yaşıyoruz. Her şeyin hızla tüketildiği, kimliklerin bile birer vitrin ürününe dönüştüğü bu çağda, kendimizle tanışmaya vakit ayırmak bir "verimsizlik" gibi algılanıyor. Oysa insan, sadece toplumsal roller toplamı değildir. Sen sadece birinin eşi, bir şirketin çalışanı ya da birinin çocuğu değilsin. Bunlar sadece sıfatların; peki ya özün nerede?
Gönül Kapısını İçeriden Açmak
Batı psikolojisinin "kendini gerçekleştirme" dediği şeye, bizim kadim topraklarımız "kendini bilmek" der. Tasavvuf geleneği, insanın en büyük hicabının (perdesinin) yine kendisi olduğunu savunur. Yunus Emre, o meşhur dizelerinde meseleyi tek cümlede çözmüştür: "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsin, ya nice okumaktır?"
Buradaki bilmek; ansiklopedik bir bilgi değildir. Kalbinin ritmini, ruhunun sızısını, neyin seni gerçekten iyileştirdiğini bilmektir. Tasavvuf der ki; kişi ancak kendi nefsinin labirentlerinde kaybolup sonra tekrar kendini bulduğunda "insan" olur. Çünkü Allah’ı bulmanın yolu da, hakikati bulmanın yolu da önce o içteki yabancıya selam vermekten geçer.
Şimdi, Şu An...
Peki, kendimizle nasıl tanışacağız? El sıkışmak için bir kafeye mi gitmeliyiz? Hayır. Sadece biraz sessizlik... Günde on dakika bile olsa ekranı kapatıp sadece durmak; zihninizden geçen düşünceleri yargılamadan, tıpkı yoldan geçen arabaları izler gibi izlemek... "Ben bunu gerçekten istiyor muyum, yoksa öyle mi öğretildi?" sorusunu sormak ve hatalarımıza şefkatle bakmak... Bir yabancıya gösterdiğimiz nezaketi neden kendi iç sesimize göstermiyoruz?
Dünya, henüz kendisiyle tanışmamış insanların gürültüsüyle dolu. O gürültüden sıyrılmak, ancak kendi sessizliğinize kulak vermenizle mümkün. Unutmayın; siz, hayatınız boyunca yan yana kalacağınız tek kişisiniz. Ve o kişi, içinde keşfedilmeyi bekleyen koca bir evren taşıyor.
Bugün bir cesaret edin. Kendinize merhaba deyin. İnanın, tanıştığınıza çok memnun olacaksınız.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Yorumlar
Kalan Karakter: