2026 yılına, birçok savaşın etkisiyle uyanan dünyada; başta Gazze’de yaşanan trajedi tüm acılığıyla devam ederken, 28 Şubat’ta başlayan İran savaşı da etkisini her yönüyle hissettirmektedir. Bu gelişmelerin gölgesinde, ihracat ve ithalatın fiyatlandırılmasında belirleyici rol oynayan lojistik maliyetler astronomik seviyelere ulaşmış; dış ticaretimiz ise tarihinin en zorlu dönemlerinden birine girmiştir.
İç piyasadaki durgunluktan kurtulmanın en kestirme yolunun ihracat olduğu gerçeği, bugün her zamankinden daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu süreçten çıkışın en etkili reçetesinin ihracat olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Güçlü ve büyüyen Türkiye’nin en önemli enstrümanı ise üretimdir. Her ne kadar üretim maliyetleri, savaşın etkisiyle artan petrol fiyatları nedeniyle zirve yapmış olsa da; devletimizin imkânları, kriz yönetimindeki tecrübesi ve milletimizin yekvücut mücadelesi bu zorlukların aşılmasında en büyük güvencemizdir.
Ancak, savaş ortamının hâkim olduğu bir dönemde, Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada adeta uluslararası kuruluşlar gibi aktif rol üstlendiği bir süreçte yeni bir başarı hikâyesine ihtiyaç duyduğu da açıktır. Son on yıldır dış ticaretin farklı alanlarında faaliyet gösteren firmalar için istikrarın önemi tartışılmazken; başta ana muhalefet olmak üzere, seçmen nezdinde sınırlı karşılığı olan bazı muhalefet partilerinin erken seçim, sandık gibi söylemleri ekonomik güven ortamını olumsuz etkilemektedir.
Öte yandan Türkiye, sahip olduğu kültürel birikim ve tarihsel tecrübesiyle Doğu coğrafyasında liderlik konumuna doğru ilerleyen en etkin aktörlerden biridir. Bu değerlendirme, siyasi bir görüşten ziyade; Avrupa’dan Asya’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyada ticari ilişkiler yürüten bir gözlemin sonucudur.
Nitekim 2026 yılı Mart ayında İstanbul, Kocaeli, İzmir, Bursa ve Ankara ihracatta ilk beş sırada yer almıştır. İzmir, 2 milyar 8 milyon dolarlık ihracat hacmi ve yüzde 9,1’lik payıyla önemli bir konumda bulunmaktadır. Ancak limanlar, organize sanayi bölgeleri ve serbest bölgeler gibi kritik altyapıları yönetmekle yükümlü olan yerel yönetimlerin, özellikle İzmir özelinde, uzun yıllardır süregelen hizmet eksiklikleri ticari faaliyetleri olumsuz yönde etkilemektedir.
Sonuç olarak, “Üreten Türkiye” anlayışıyla daha fazla çalışmaya ve üretmeye bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız bulunmaktadır.
Ali Mamak
Yorumlar
Kalan Karakter: