HAYIR DEMEYİ BİLMEK
İnsanların en çok zorlandığı konulardan biri “hayır” diyebilmektir. Çoğumuz, başkasını kırmamak adına kendi sınırlarımızı görmezden geliyoruz. İstemediğimiz halde kabul ediyor, yorulduğumuz halde devam ediyor, içimizden gelmediği halde gülümsüyoruz. Zamanla bu durum bir alışkanlığa dönüşüyor ve insan kendi hayatının merkezinden yavaş yavaş uzaklaşıyor.
Toplumda genellikle fedakârlık yüceltilir. Herkes için koşturan, herkese yetişen, kendi ihtiyacını geri plana atan insanlar “iyi insan” olarak tanımlanır. Oysa her fedakârlık sağlıklı değildir. Bazen fedakârlık sandığımız şey, aslında kendimizi değersizleştirmek ve sınırlarımızı yok saymaktır. İyilik ile kendini ezdirmek arasındaki çizgi çoğu zaman fark edilmez; ta ki insan tükenene kadar.
İnsan her şeye yetişmeye çalıştığında, en çok kendini ihmal eder. Dinlenmesi gerektiğinde bile duramaz, çünkü birilerini hayal kırıklığına uğratma korkusu vardır. “Hayır dersem kırılır”, “beni yanlış anlar”, “ayıp olur” gibi düşünceler, insanın kendi ihtiyaçlarını bastırmasına neden olur. Bu bastırma zamanla öfkeye, yorgunluğa ve içsel bir kırgınlığa dönüşür.
Aslında sürekli “evet” demek, çoğu zaman kendimize “hayır” demektir. Kendi zamanımızdan, enerjimizden, huzurumuzdan vazgeçmek anlamına gelir. Bir süre sonra insan, neden bu kadar yorgun olduğunu anlayamaz. Çevresine bakar; herkes memnundur ama kendisi mutsuzdur.
Hayır demek bencillik değildir. Hayır demek, kişinin kendine duyduğu saygının bir göstergesidir. Sınır koyabilen insan, hem kendini hem ilişkilerini korur. Sınırların olmadığı yerde insanlar istemeden de olsa birbirini yorar. Netlik olmadığında beklentiler artar, kırgınlıklar birikir.
Bir insan her talebe cevap verdiğinde, karşısındaki kişi bunu zamanla bir hak gibi görmeye başlar. Başta teşekkür edilen davranışlar, bir süre sonra beklenen davranışlara dönüşür. Böylece kişi ne kadar çok verirse, o kadar daha fazlası istenir. Bu durum, kişinin değerli hissetmesini değil, tükenmesini sağlar.
İyilik; içten gelen, kişiyi yormayan ve gönüllü yapılan bir davranıştır. Kişi yaptığı şeyden huzur duyar. Kendini ezdirmek ise mecburiyet hissiyle yapılan, içte rahatsızlık bırakan bir davranıştır. Bu iki kavramı ayırt edebilmek, insanın psikolojik sağlığı için oldukça önemlidir.
Kendini koruyamayan insan, başkasını da sağlıklı şekilde sevemez. Sürekli veren, sürekli idare eden, sürekli susan kişi zamanla tahammülsüz hale gelir. Küçük şeylere bile büyük tepkiler vermeye başlar. Aslında tepki gösterdiği şey bugünün olayı değil, geçmişte biriken yorgunluktur.
Hayır diyebilmek, kişinin kendi değerini kabul etmesiyle başlar. İnsan kendi zamanının, emeğinin ve ruhsal sağlığının kıymetini bildiğinde sınır koymakta zorlanmaz. Herkesle aynı anda ilgilenmeye çalışmak yerine, önceliklerini belirler. Bu hem kişinin kendisine hem de ilişkilerine uzun vadede iyi gelir.
Elbette hayır demek her zaman kolay değildir. Bazen suçluluk duygusu ortaya çıkar, bazen karşı tarafın tepkisinden çekinilir. Ancak kısa vadeli rahatsızlık, uzun vadeli huzursuzluktan çok daha sağlıklıdır. İnsan kendini korumayı öğrenmediğinde, başkaları onun adına bunu yapmaz.
Hayat, insanın kendini yok sayarak yaşaması için verilmiş değildir. İyi insan olmak, her şeye katlanmak anlamına gelmez. Aksine, sağlıklı bir birey olabilmek için insanın kendi sınırlarını tanıması ve koruması gerekir. Kendine saygı duyan bir insan, başkasına da daha dengeli ve adil davranır.
Sonuç olarak, hayır demeyi bilmek bir olgunluk göstergesidir. İnsan her şeye yetişmek zorunda değildir. Her yükü omuzlamak zorunda değildir. Gerektiğinde durabilmek, geri çekilebilmek ve kendi ihtiyaçlarını önemseyebilmek ruhsal dengeyi korur. Kendi sınırlarını bilen insan, hem daha huzurlu hem de daha sağlıklı ilişkiler kurar.
Yorumlar
Kalan Karakter: