İnsanlık Nereye Gidiyor?
Her gün yeni bir gelişmenin, yeni bir hızın ve yeni bir telaşın içinde uyanıyoruz. Teknoloji ilerliyor, şehirler büyüyor, insanlar çoğalıyor… Ama bütün bu ilerlemenin ortasında durup kendimize şu soruyu ne kadar soruyoruz: İnsanlık gerçekten ileri mi gidiyor, yoksa sadece hız mı kazanıyor?
Bugün elimizdeki imkânlar, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar geniş. Bir tuşla dünyanın öbür ucuna ulaşıyor, saniyeler içinde bilgiye erişiyoruz. Ancak aynı hızla yalnızlaşıyoruz. Kalabalıklar içinde daha az konuşuyor, daha çok susuyoruz. İnsanlar, birbirine dokunmaktan çok ekranlara temas ediyor.
Empati giderek azalıyor. Başkalarının acılarına alışıyoruz; üzüntülerimiz, bir haber başlığı kadar kısa sürüyor. Oysa insanlığı insan yapan şey, başkasının acısını hissedebilme yetisiydi. Şimdi ise acılar bile tüketiliyor.
Değerler de bu değişimden payını alıyor. Doğruluk, sabır, vicdan gibi kavramlar çoğu zaman “yavaşlatan” unsurlar gibi görülmeye başlandı. Hızlı kazanmak, hızlı tüketmek ve hızlı unutmak, çağın yeni normu hâline geldi. Ama hız arttıkça derinlik kayboluyor.
Yine de her şey karanlık değil. Hâlâ iyiliği seçen insanlar var. Hâlâ bir yabancıya yardım eden, bir çocuğun başını okşayan, bir hayvanı koruyan kalpler var. Belki de insanlığın gittiği yönü belirleyecek olan şey, teknolojinin değil, bu küçük ama anlamlı davranışların toplamı olacak.
İnsanlık bir yol ayrımında. Ya daha hızlı ama daha boş bir geleceğe doğru savrulacak ya da durup kendine bakmayı öğrenecek. Belki de asıl ilerleme, biraz yavaşlayıp yeniden insan olmayı hatırlamaktan geçiyor.
Fatma Daştan
Yorumlar
Kalan Karakter: