Nefsi Yufka Eyleyen Ay, Ramazan
Şehr-i Ramazan yine kapımızı çaldı; ruhlarımıza sükunet, evlerimize bereket, gönüllerimize inşirah getirdi. Minarelerin arasına asılan o vakur "Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan" mahyaları, geceyi ve kalplerimizi aydınlatmaya başladı. Bu ışıklar sadece yolu değil, aslına dönmek isteyen ruhun istikametini de gösteriyor. İçimizde tatlı bir sevinç, biraz da nefsin o alışık olmadığı disipline karşı duyduğu endişe... Ancak her şeyin ötesinde, iftarın o muazzam buluşma anına duyulan özlem, tüm bu karmaşık duyguları birleştiriyor.
Farziyetten Hakikate
Bu manevi iklimin temelinde yatan ilahi emir, bizlere esas sorumluluğumuzu hatırlatır. Bakara Suresi 183. ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı."
Bu ayet, orucun sadece bir gelenek değil, bizi "takva"ya ulaştıracak köklü bir disiplin olduğunu ilan eder. Meğer ne zormuş nefs ile mücadele! Hiçbir şey onu bu kadar zora sokmamıştı; açlığın sonu iftar da olsa, yer yer öfke yer yer baş ağrısı kapımızı çalıyor. Fakat saatler ilerledikçe o sert, mağrur nefsler yumuşuyor, adeta bir yufka gibi inceliyor.
Eksilerek Çoğalmak: Bir Beraat Kapısı
Kur’an-ı Kerim, müminin dünya hayatındaki serüvenini anlatırken bizleri nelerin beklediğini Bakara Suresi 155. ayette açıkça ifade eder:
"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!"
Ramazan, bu ayette zikredilen "açlık" ve "maldan eksilme" sınavlarının her mümin için en somut yaşandığı aydır. Bizler bu ayda oruçla açlığı, zekat ve infakla malın azalmasını gönüllü olarak tercih ederiz. Bu aslında ilahi bir takastır: Küçük eksilmelerle, büyük zorluklardan beraat etmeyi arzularız. Mideyi aç bırakarak nefsin zincirlerini kırar, malı dağıtarak dünya yükünden hafifleriz. Unutmamalı ki; nefs doydukça ruh aç kalır. Bu sınavı sabırla vermek, bizleri daha büyük ve çetin imtihanlara karşı koruyan manevi bir kalkandır.
Kur’an ile Şereflenen Kadir Gecesi
Ramazan sadece bir mahrumiyet değil, aynı zamanda en büyük zenginliğimiz olan Kur’an ile yeniden buluşma mevsimidir. Bu ay, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni barındırarak bize kendi kıymetimizi ve yaratılış gayemizi hatırlatır. Oruçla incelen ruhlarımız, Kur’an’ı daha derin bir idrakle okuma ve anlama makamına erişir. Rabbimizin kelamına sarıldıkça, sadece midemizin değil, asıl açlık çeken kalbimizin de doyduğunu hissederiz. Kelamullah’ın nuru, Kadir Gecesi’nin kadrini bilenler için karanlıkları aydınlığa çeviren bir rehberdir.
Mahyaların Gölgesinde Bir Dünya
Şimdi mahyalar yeşil ışıklarıyla göğü teskin ediyor; aşağıda ise oruçla terbiyelenmiş, sakinleşmiş bedenler yeryüzünü kaplıyor. Bu bir Kur’an ayı, artık biraz daha gönlü doyurma zamanı... Elbette bu iklimi yaşarken kalbi hasretle çarpan hastalarımızı ve yaşlılarımızı da unutmuyoruz. İslam, bir kolaylık dinidir ve Rabbimiz, "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez" (Bakara, 286) buyurarak bizlere merhametini gösterir. Bu yüzden, oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin gönülleri mahzun olmasın; onların halis niyetleri, duaları ve fidye leri de bu iklimin bir parçasıdır.
Bizler varlık içinde bu ibadeti eda ederken, dünyanın binbir köşesinde bu imkanlara ulaşamayan kardeşlerimizi unutmak olmaz. Bu Ramazan, sadece bizim soframıza değil, ulaşabildiğimiz tüm mahzun gönüllere de bayram getirmeli. Sabrın sonundaki o büyük selamete ve beraate nail olmak duasıyla. Hem maddi imkanlarımız hemde manevi imkanlarımız ile...
Selam ve duayla.
Aydın Babacan.
Yorumlar
Kalan Karakter: