KAOS MU, DÜZEN Mİ?
İNSANIN YERİ
Bazen pencerenin önüne geçip dışarıyı seyrettiğimizde ya da bir akşam vakti sessizliğin sesini dinlediğimizde, zihnimizde hep aynı soru yankılanır: Yaşadığımız bu hayat tesadüfi bir savruluş mu, yoksa her anı nakış gibi işlenmiş bir nizamın parçası mı?
Aslında bu soru, sadece bilim insanlarının değil, her insanın kendi içine sorduğu en temel sorudur. Çünkü verdiğimiz cevap, dünyaya bakışımızı ve yaşamın anlamını kökten değiştirir. Kimimiz bu dünyayı anlamsız bir kaosun içinde savrulan bir yer olarak görür, kimimiz ise her zerresi hesaplanmış muazzam bir sanat eseri olarak.
Düzenin Sessiz Şahitliği
Güneşin doğuşundan mevsimlerin sırasına, hücrelerimizin işleyişinden yerçekimine kadar kâinat, her noktada şaşırtıcı bir tutarlılık sergiliyor. Deney, gözlem ve matematik dediğimiz o büyük disiplinler, hep bu düzenin üzerine kurulu. Eğer evrende bir sistem olmasaydı, bugün ne teknolojiden ne de gelişimden bahsedebilirdik. Bu eşsiz denge, Kur'an-ı Kerim’de de şu şekilde vurgulanır:
"O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kez daha bak; hiçbir çatlak ve kusur görüyor musun?" (Mülk Suresi, 3. Ayet)
Ancak bazılarımız dünyadaki afetleri veya acıları örnek göstererek "Nerede bu düzen?" diye sorabilir. Oysa depremler gibi doğa olayları, dünyanın canlılığının ve işleyişinin bir parçasıdır. Kâinat kendi işleyişinde kusursuzdur; asıl mesele, bizim bu işleyişin içindeki yerimizdir.
Düzenin İçindeki Özgürlük: Hür İrade
Madem her şey bu kadar sistemli, o halde bu kusursuz saatin dişlileri arasında insanın yeri neresi? İşte burada, kâinatın en büyük gizemi ve emaneti devreye giriyor:
Hür İrade.
Kâinattaki diğer varlıklar, kendilerine çizilen fıtratın dışına çıkamazlar. Bir arı binlerce yıldır aynı muazzam mühendislikle peteğini örer, Güneş bir saniye bile şaşmadan rotasında ilerler. Ancak insan, bu düzenin içinde "seçim yapabilme" yetisiyle donatılmış istisnai bir varlıktır. İçimizde hem en yüce iyiliği inşa edecek bir mimar hem de en derin düzensizliği yaratacak bir yıkıcı gizlidir. Rahman Suresi'nde bu durum ne kadar da veciz bir şekilde ifade edilir:
"Göğü O yükseltti ve mizanı (ölçü ve dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın!" (Rahman Suresi, 7-8. Ayetler)
Bu ilahi ikaz bize şunu söyler: Düzen sadece gökyüzünde yıldızlar arasında değildir; o mizan (denge) aynı zamanda insanın hayatında ve tercihlerinde korunması gereken bir sorumluluktur. Bugün şikâyet ettiğimiz pek çok olumsuzluk, evrensel bir sistem hatası değil; insanın kendisine emanet edilen o dengeyi kendi elleriyle bozmasının bir sonucudur.
Görmek mi, Görmek İstemek mi?
Bilimsel gerçekler düzenin varlığını bu kadar güçlü bir şekilde haykırırken, bazılarının "her şey tesadüf" demesi aslında bir bilgi eksikliği değil, bir bakış açısı tercihidir. İnsan, neyi görmek istiyorsa ona odaklanır. Kimisi bir ağaca baktığında sadece bir gölge görür, kimisi ise kökünden yaprağına kadar işleyen muazzam bir fabrikayı ve bu fabrikayı kuran aklı...
"Görmek" sadece dış dünyadaki uyumu fark etmek değildir; aynı zamanda kendi içimizdeki o büyük gücün sorumluluğunu üstlenmektir. Bir ağacı seyretmek bir farkındalıktır; ancak o ağacı korumak ya da kesmek arasında bir tercih yapmak, hür iradenin ta kendisidir. Düzeni kabul etmek, o düzenin içinde bize düşen onurlu görevi de kabul etmektir.
Sonuç olarak;
Kâinat bize bakmasını değil, "görmesini" bilenler için her an yeni bir sayfa açıyor. O sayfalara ne yazacağımız ise bizim kalemimize bırakılmış. Gökyüzündeki o muazzam mizanı seyredip kendi iç dünyasındaki dengeyi güzellikle kuranlar, bu büyük senfoninin en anlamlı notaları olacaklar.
Çünkü dünya, sadece bir düzenin sergilendiği bir sahne değil; insanın kendi iradesiyle o ilahi mizanı selamladığı bir imtihan meydanıdır.
Saygılar, selamlar.
Aydın Babacan
Yorumlar
Kalan Karakter: