İstanbul’un Minarelerinde Ramazan
Zaman, avuçlarımızdan kayıp giden bir kum tanesi gibi… Mübarek Ramazan ayının tam yarısına ulaştık bile. İlk günlerin tatlı telaşı, yerini sahurun sükûnetine ve iftarın o bereketli huzuruna bıraktı. Bu aralar elimden düşürmediğim; her sayfasında başka bir semtin hikâyesini, başka bir devrin kokusunu barındıran İstanbul kitapları, beni şehrin o kadim camilerine ve Ramazan geleneklerine doğru derin bir yolculuğa çıkardı.
İstanbul’da Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil; bir şehrin maneviyatla yeniden doğuşudur.
Tarihin Kalbi: Sultanahmet Camii ve Ayasofya
Yolculuğun ilk durağı elbette o muazzam meydan… Bir yanda “Mavi Cami” olarak müminleri kucaklayan Sultanahmet, diğer yanda fethin nişanı ve sembolü Ayasofya. İki devasa mabet arasında yükselen mahyalar, adeta gökyüzüne yazılmış birer dua gibi parlıyor. Bu meydanda soluklanırken insanın zihnine şu kutsal hakikat düşüyor:
“Şüphesiz mescitler Allah’ındır. Öyleyse Allah ile beraber hiç kimseye yalvarmayın.” (Cin Suresi, 18. ayet)
Boğaz’ın Şiiri ve Üsküdar’ın Zarafeti
Şehri ikiye bölen ama ruhları birleştiren o eşsiz Boğaz’a çevirelim yüzümüzü… Mavinin her tonunun bir zikir gibi aktığı bu su yolu, İstanbul’un can damarıdır. Yıldız Parkı’nın hemen yanı başında, Boğaz’ı en güzel yerden seyreden Yahya Efendi Dergâhı’ndan geçip denizi aşalım ve “Aziz” sıfatıyla anılan Üsküdar’ın kollarına bırakalım kendimizi.
Üsküdar’da bizi karşılayan en zarif imza, hiç şüphesiz Mihrimah Sultan Camii’dir. Güneşin ve ayın adını taşıyan bu hanım sultan camii, zarafetiyle Üsküdar sahilini bir inci gibi süslerken; iftar vaktine yakın semtin dar sokaklarına yayılan huzur, insanı adeta başka bir zamana taşır.
Selâtin Camilerin Tacı: Süleymaniye Camii
Üsküdar’dan karşı kıyıya, tepelere doğru baktığımızda İstanbul’un yedi tepesinden birine mühür gibi vurulmuş o muazzam yapıyı görürüz: Süleymaniye… Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” dediği; fakat dehasıyla asırları dize getirdiği bu eşsiz cami, selâtin camilerin en heybetlisi, en vakur olanıdır. Haliç’e bakan o geniş avlusunda soluklanırken, Sinan’ın her bir taşın içine gizlediği matematiksel akıl ve estetik; kubbelerde Allah’ın birliğini (tevhid) ve sonsuzluğunu haykırır gibidir.
Eyüp Sultan Camii ve Beyaz Güvercinler
Yolculuğun son durağı, İstanbul’un manevî muhafızı Ebu Eyyub el-Ensari’nin huzuru… Haliç’in kıyısında, duaların göğe yükseldiği bu müstesna mekânda insan, bir martı gibi kanat çırpma isteği duyuyor. Belki de Pierre Loti’nin o hüzünlü ama tutkulu bakışıyla tepeden Haliç’i seyrederken beyaz bir güvercin olup cami avlusundaki kalabalığa karışmak… Kanat seslerinin zikre eşlik ettiği o anlarda Ramazan’ın ruhunu iliklerimize kadar hissediyoruz.
Ancak bu huzur ikliminde kalbimizin bir yarısı İstanbul’da atarken, diğer yarısı ne yazık ki İslam coğrafyasının kanayan yaralarında sızlıyor. Her Ramazan’da olduğu gibi; barışı ve mukaddesatı hedef alan karanlık emeller, masumların gözyaşından beslenen bir zulüm çarkını çevirmeye devam ediyor. Bu kutlu ayı hüzne boğmak isteyenlere karşı en büyük sığınağımız, yine o Kadim Kelâm’ın sarsılmaz vaadidir.
Rabbim; ülkemizi, gönül coğrafyamızı ve tüm insanlığı, barışı baltalayanların ve fitne tohumu ekenlerin tuzaklarından muhafaza buyursun. Kalbimizdeki bu burukluğu, Bakara Suresi’nin son ayetindeki yakarışla semaya arz ediyoruz:
“…Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”
Saygılar, selamlar.
Aydın Babacan
Yorumlar
Kalan Karakter: