El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
El alem Jürisi, daha basit tabir ile El alem Kurulu
Adı her ne olursa olsun, el alem incitir. Çünkü dünyanın en vasat ve en niteliksiz jüri üyelerine sahiptir.
Derler, söylerler, gıybetini dedikodunu yaparlar yani konuşurlar; ama ne konuşma!
Lakin unutmamalı ki el alem kurulu üyeleri zaten hakikati terennüm etmek ( dile getirmek) kastıyla konuşmazlar.
Odak noktaları daima kendi menfaatleri, kendi çıkarları, kendi doğruları olduğundan; “ötekinin” onlar nezdinde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.
Özetle; kendi mahallesinden, kendi düşüncesinden, kendine olan faydaya katkı sunulmayan cepheden, özetle kendinden değilse, ilgili muhatap, onlar için “yok” hükmündedir.
Zihinsel Bir İshal Hali Yaşarlar
Özünde arızalı ve diğer tabirle “ishale uğramış” zihinlerinden dışarı taşanları boca edecek yer ararlar.
Muhataplarının o söylenecek olana ihtiyacı olup olmadığı ile zerre ilgilenmezler.
Sözün tesir uyandırıp uyandırmayacağı onlar için önemli değildir.
Sözün ahlakı’ndan o derece yoksundurlar ki; aklıselim bir dimağa rast geldiklerinde onun dahi yüzüne güler, hemen ardından gıybetini yapar, haset beslerler.
İshal olmuş sözlerini mümkünse “saf” dimağlara boca etmek için uğraşırlar, ki kendilerine tepkisiz bir dinleyici kitlesi bulabilsinler.
Ve Kırılma Yaşanır
Kişinin farkındalığa ulaştığı bir nokta vardır. Adını koyamadığı, kendine yakıştıramadığı, toplumsal dayatmalara, ayıplamalara, kınamalara değil de; hakikate olan iştiyakı, bağlılığı ve tarafgirliği onu çelik gibi bir iradeye kavuşturur. Kişiye sarsılmaz bir duruş katar.
Tekâmül yolculuğu; son nefese kadar öğrenme iştiyakıyla açık olma, doymama; ama manaya, hakikate, hakkın hatırını önde tutma azmine...
Tut tutabildiğin kadar, hep kazanma hep önde olma...
Hakikatten incinmesinler değil, hakkın hatırı incinmesin için çabalama
İnsan olma gerçekliğinin tam orta yerinde, yaşanmışlıklara rağmen, düşmelere, hatalara, nisyanlara rağmen mahcubiyet ve tevazu ile hakkın hatırını tutup kaldırma...
Kim var denildiğinde sağına soluna bakmadan, tüm acziyet ve fakrı ile derin bir sükut ile ama kalpleri titreten bir inanç çığlığıyla hakikatin temsilcisi olma yolunda ‘ben de varım’ diyen bir duruş.
Sarrafın sessizliği ama üstün değerli madeni satmanın ağırlığı ve vakarı ile hakikatin tellalı olmak... El alemin sevmediği, reklamdan gösterişten, görsünler, alkışlasınlar’dan uzak..
Sadece hakkın hatırı için vakur bir duruş...
Desinler diye yaşayanlar, dediler diye bıraktılar yaşadıklarını.
Çünkü kendilerine ait olmayanı taşıdılar, hamallığını yaptılar.
Yorulunca ilk fırsatta terk ettiler.
…
Meşhur bir kıssa vardır: Hâlid Bin Velid'e, "Filân kişi senin hakkında kötü konuşuyor!" demişler. "Kendi defteridir, dilediğini yazar." demiş.
Asrımızda bu tür mizaçlardan kendimizi nasıl koruruz kısmına odaklanınca, geldiğimiz çizgi şu oluyor: kılıçların akıtmadığı kanı, dili ile akıtan karakterleri görünce şeytandan Allah’a sığınır gibi Allah’a sığınıp, ateşten kaçar gibi hızla uzaklaşmak kişiyi koruyacaktır.
Yani şerrinden emin olmak adına ‘amel defteridir, dilediği gibi doldursun’ denemeyecek; kesinlikle uzak durulması gereken mizaçlar çıkınca karşımıza ötekinin de hakkına girmemek adına kalben ve ruhen gardımızı almak fayda iktiza edecektir.
Kıymet bilmek mi
Hayır hayır “kıymet” kelimesinin israfa uğradığı bir sokakta bir pazarda hakikatin alıcısını bulmak ne mümkün!
Hangi sarraf dükkanının kapısına çıkıp bağırır ki
Kıymetin bilen zaten aşar o eşiği de, alır alacağını
Öder zaten, neyse hakiki bedeli
Hurdacının sesidir çok çıkan
Alıcısı da satıcısı da çok olur
Hurdaya herkes yorum yapar da sarrafın madenine ehli olan kıymet biçebilir.
Akıl da öyledir, duygu da, kalpte, iç alemimiz de
Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur denmedi mi
En kıymetlilerin satıldığı, Can pazarı kurulan şu dar-ul imtihanda kimsenin hurdalıklarda vakit kaybetme lüksü yoktu.
İddiasından dönenin de öteler de kurulacak mahşer pazarında verebileceği neyi kalır...
Kendi olmamış, elalem jürisinin onayına sunulmuş her davranış katiplerin yazdığı ajandada nasıl bir kıymete ulaşır ki.. Kim dikkate alır.
Bir hadiste bu konu çok çarpıcı şekilde ele alınır ve asrın idrakine sunulur:
“Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Cenâb-ı Hak:
"Peki, bunlara karşılık ne yaptın?" buyurur.
"Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim." diye cevap verir.
"Yalan söylüyorsun. Sen, "Babayiğit adam." desinler diye savaştın, o da denildi." buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır.
"Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur‘an okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da:"
"Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın?" diye sorar.
"İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızân için Kur'an okudum." cevabını verir."
"Yalan söylüyorsun. Sen "Âlim." desinler diye ilim öğrendin, "Ne güzel okuyor." desinler diye Kur'an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi." buyurur. Sonra emrolunur o da yüzüstü cehenneme atılır."
"(Daha sonra) Allah'ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder."
"Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın?" buyurur.
"Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiç bir yerden esirgemedim, sadece senin rızânı kazanmak için verdim, harcadım." der.
"Yalan söylüyorsun. Halbuki sen, bütün yaptıklarını "Ne cömert adam." desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi." buyurur. Emrolunur bu da yüzüstü cehenneme atılır.”
Düşün, canını vermişsin
Canın yongası denen malını vermişsin
Yıllarca dirsek çürütmüş ilim meclislerinde okul sıralarında nice tedrisattan geçmişsin
Kulluk davası yolunda gece gündüz demeden mücadele ve mücahede etmişsin; ama el alem jürisine sunduğun için hakiki hakimin kanaatinden kalmışsın...
Kazanma kuşağında kaybetmişsin.
Allah muhafaza etsin bizleri ve kırık dökük amellerimizi.
Rabbim ayaklarımızı rızası üzere sabit kılsın (Amin)
Cevahir AYDIN | küçük Dünyam
Yorumlar
Kalan Karakter: