KUTLU DOĞUM 79
İNSAN VE SORUMLULUĞU III
Ve Kâinat Sultanının İsm-i Âzamına mazhar ve
(Kâinatın ve bütün varlıkların sultanı olan Allah’ın, binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış isimlere mazhar)
bütün esmâsına en câmi' bir âyinesi (Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği)
Ve hitabât-ı Sübhâniyesine
(her türlü kusur ve noksanlıktan yüce olan Allah’ın Kendi Zâtına has hitaplarına) ve konuşmalarına en anlayışlı bir muhatab-ı hassı (hususi muhatabı),
Ve kâinatın zîhayatları (canlıları) içinde en ziyade (en fazla) ihtiyaçlısı,
Ve hadsiz fakrıyla ve acziyle (sınırsız ihtiyaç haliyle ve güçsüzlüğüyle) beraber hadsiz maksatları ve arzuları ve
nihayetsiz düşmanları ve
onu inciten zararlı şeyleri bulunan bir biçare zîhayatı (çaresiz hayat sahibi),
Ve istidatça (kàbiliyet, ruhsal özellik, yetenekçe) en zengini,
Ve lezzet-i hayat cihetinde en müteellimi (hayat lezzeti yönüyle en acı çekeni) ve lezzetleri dehşetli elemlerle âlûde (korkunç üzüntülerle karışık),
Ve bekâya en ziyade müştak (sonsuzluğa, ölümsüzlüğe en çok istekli) ve muhtaç ve en çok lâyık ve müstehak (hak etmiş) ve
devamı ve saadet-i ebediyeyi (sonsuz mutluluğu) hadsiz (sayısız) dualarla isteyen ve yalvaran ve
bütün dünya lezzetleri ona verilse, onun bekâya (devamlılığa) karşı arzusunu tatmin etmeyen,
Ve ona ihsanlar (ikramlar) eden Zâtı perestiş (tapar) derecesinde seven ve sevdiren ve sevilen
çok hârika bir mu'cize-i kudret-i Samedâniye ve
(herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kudret mu’cizesi)
bir acûbe-i hilkat (harika, acayip bir yaratılışta olan),
Ve kâinatı içine alan ve
ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesi (insana verilen duyguları) şehadet eden (şahitlik yapan),
böyle yirmi küllî hakikatlerle Cenâb-ı Hakkın Hak ismine bağlanan,
(böyle yirmi kapsamlı gerçeklerle herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah’ın ismine bağlanan)
Ve en küçük zîhayatın (canlının) en cüz'î (küçük) ihtiyacını gören ve niyazını (duasını) işiten ve fiilen cevap veren
Hafîz-i Zülcelâlin Hafîz ismiyle mütemadiyen amelleri kaydedilen ve
(devamlı büyük küçük herşeyi ve ameli kaydedip koruyan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah CC)
Kâinatı alâkadar edecek ef'âlleri (evreni ilgilendirecek fiilleri)
o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla (insanın yaptığı bütün amelleri yazan melekler) yazılan ve
herşeyden ziyade (çok) o ismin nazar-ı dikkatine (dikkatli bakışına) mazhar bulunan (nail olan) bu insanlar, elbette ve elbette ve herhalde ve hiçbir şüphe getirmez ki,
bu yirmi hakikatın hükmüyle,
insanlar için bir haşir ve neşir olacak ve
(öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma olacak)
Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve
kusuratının mücâzâtını çekecek ve
(her hakkın sahibi olan Allah insanlara hizmetlerinin mükafatını ve günahlarının da cezasını çektirecek)
Hafîz ismiyle cüz'î-küllî kayd altına alınan her amelinden muhasebe ve sorguya çekilecek ve
(her şeyi koruyup saklayan, yarattıklarını gözeten Allah, küçük büyük her işleneni kaydederek hesap ve sualini yapacak)
dâr-ı bekàda saadet-i ebediye ziyafetgâhının ve
(devamlı ve kalıcı olan ahiret yurdunda sonsuz mutluluk ziyafet yerinin)
şekavet-i daime hapishanesinin kapıları açılacak ve
(devamlı bir sıkıntı ve mutsuzluk hapishanesinin kapılarını açacak)
bu âlemde çok tâifelere (topluluklara) kumandanlık yapan ve
karışan ve bazan karıştıran bir zabit (subay),
toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve
uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.
Yoksa, sineğin sesini işitip
hakk-ı hayatını (yaşama hakkını) vermekle fiilen cevap verdiği halde,
gök gürültüsü kuvvetinde bekâya (devamlılığa) ait hadsiz hukuk-u insaniyenin (insan haklarını),
mezkûr (anlatılan) yirmi hakikatler lisanlarıyla (diliyle) edilen ve
Arşı ve ferşi çınlatan dualarını işitmemek ve
(göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecellî ettiği yeri ve zemini inleten yalvarmaları duymamak)
o hadsiz hukuku zayi etmek (sayısız hakları kaybetmek) ve
sinek kanadının intizamı şehadetiyle (düzeni göstermesiyle)
sinek kanadı kadar israf etmeyen bir hikmet (Allah’ın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması),
bütün o hakikatlerin bağlandıkları insanî istidadatı (insanın kabiliyetlerini) ve
ebede uzanan emelleri (sonsuzluğa uzanan isteklerini) ve arzuları ve
o istidat (kabiliyetleri) ve arzuları besleyen kâinatın pek çok rabıtalarını (bağlarını) ve
hakikatlerini bütün bütün israf etmek
öyle bir haksızlıktır ve imkân haricinde ve zâlimâne bir çirkinliktir ki,
Hak ve (herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah)
Hafîz ve (herşeyi koruyup saklayan ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah)
Hakîm ve (herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı, hikmetli ve tam yerli yerinde yaratan Allah)
Cemîl ve (bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah)
Rahîm (rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah)
isimlerine şehadet eden bütün mevcudât (varlıklar) onu reddeder,
"Yüz derece muhal (imkansız) ve bin vech ile (yönüyle ) mümtenidir (imkansızdır)" derler.
İşte biz Hâlıkımızdan (herşeyi yaratan Allah’tan) haşre dair sorduğumuz suale
Hak, Hafîz, Hakîm, Cemîl, Rahîm isimleri cevap verip derler:
"Biz hak (gerçek) ve hakikat (doğru) olduğumuz gibi ve
hem bize şehadet eden mevcudâtın (şahitilik eden varlıkların) tahakkuku misillü (gerçekleşmesi gibi),
haşir haktır ve muhakkaktır (öldükten sonra dirilme haktır ve kesinidir)." …
(Şuâlar 288-290)
27.03.2026
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Yorumlar
Kalan Karakter: