İnsanı Tanımadan Eğitmek Mümkün mü?
“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. İki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder.”
(Bediüzzaman Said Nursî, Asâr-ı Bedîiyye)
Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana yüz yılı aşkın bir zaman geçti. Peki, eğitimde bugün geldiğimiz nihai nokta nedir? Ne yazık ki, zaman zaman yetiştirdiğimiz gençlerin birbirlerini rakip, hatta düşman telakki edebildikleri; insaf ve merhamet sınırlarının zorlandığı hadiselerle karşı karşıya kalıyoruz.
Bu noktada şu itirazlar yükseltilebilir: “Eğitim cinayeti mi öğretiyor?” Elbette hayır. “Birbirinizi sevmeyin mi diyoruz?” Hayır. Ancak mesele yalnızca neyi öğrettiğimiz değil, neyi ihmal ettiğimizdir. Bilgi veriyoruz; fakat insanı tanıyor muyuz?
İhmal Edilen Hakikat: İnsanı Tanımak
Bugün eğitim çoğu zaman müfredatı tamamlamak, ölçme-değerlendirme süreçlerini işletmek ve akademik başarıyı artırmak gayretiyle yürütülmektedir. Oysa muhatabımız yalnızca “öğrenci” değil; idrak eden, hisseden, anlam arayan bir insandır.
İnsanı yalnızca aklî bir varlık olarak ele alan yaklaşımlar, onun hakiki mahiyetini eksik bırakır. Hâlbuki insan, kalbi, vicdanı ve sayısız latifeleriyle birlikte bir bütündür. Bu bütünlük dikkate alınmadan yapılan eğitim, tabiatı gereği eksik kalacaktır.
Akıl Bilgiyle, Ruh Maneviyatla Doyar
Modern eğitim anlayışı büyük ölçüde akla hitap etmekte; zihni bilgiyle donatmayı esas almaktadır. Şüphesiz bu zaruridir. Ancak insan yalnızca akıldan ibaret değildir. Kalbi, ruhu ve vicdanı da en az zihni kadar eğitimin konusudur.
Bu bağlamda, akıl ve kalp dengesini esas alan yaklaşım, düşünce geleneğimizde açık biçimde ifade edilmiştir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursî ra, “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir…” ifadesiyle, eğitimin iki temel kanat üzerine bina edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Asâr-ı Bedîiyye).
Ruhun ihmal edildiği bir eğitimde bilgi, yönünü ve hikmetini kaybetme riski taşır. Bu durumda birey, neyi bildiğini bilse de, o bilgiyi hangi istikamette kullanacağını tayin etmekte zorlanabilir.
Çözüm: İki Kanatlı Eğitim
İnsan aklı müspet ilimlerle tatmin olurken; kalbi ve vicdanı manevî değerlerle huzur bulur. Bu iki alanın mezcedildiği bir eğitim anlayışı, yalnızca başarılı değil; aynı zamanda dengeli ve şuurlu bireyler yetiştirme imkânı sunar.
Eğitimin gayesi yalnızca malumat aktarmak değil; insanın kendini, hayatı ve sorumluluklarını idrak etmesine zemin hazırlamaktır.
Karar Vericilere Çağrı
Buradan eğitimcilerimize, yöneticilerimize ve karar vericilerimize bir çağrıda bulunmak isterim: Eğitimi, insanı bütün yönleriyle ele alan bir anlayışla yeniden tefekkür etme zamanı gelmiştir.
Akıl ile kalbi, bilgi ile değeri birlikte taşıyan bir yaklaşım; yalnızca daha başarılı değil, aynı zamanda daha vicdanlı, daha şuurlu ve daha insani bir neslin yetişmesine vesile olacaktır.
EĞİTİMDE NEREYE GELDİK?
İnsanı Tanımadan Eğitmek Mümkün mü? “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. İki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder.” (Bediüzzaman Said Nursî, Asâr-ı Bedîiyye)
Yayınlanma :
23.04.2026 23:52
Güncelleme
: 23.04.2026 23:54
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: