Topraktan Çıkan Sanat
Bahar geldi... Kampüs, her köşesiyle adeta bir çiçek bahçesine dönüştü. Güzel sanatlar fakültesinde geçirdiğim yıllar... Resim sergisinde yer alan eserler, misafirlerini bekliyor. İnsan bazen düşünmeden edemiyor: Bu sanat ne menem bir şeydir ki ne yenilir ne içilir? Ama insan doğası işte; resimlerle gözlere, müziklerle kulaklara hitap ederken her gönülde başka bir duygu filizlendiriyor.
Serginin misafirleri birer birer geliyor. Kimi sanatçının sadık bir takipçisi, kimisi ise tuvallerdeki fırça izlerinin peşinde kendi hikâyesini arıyor. Her bir eser, sanatçının özgün imzasını ve ruhundan bir parçayı taşıyor. Bir eser varsa muhakkak bu eseri oluşturan bir sanatkâr var.
Mesai sona erdiğinde sergi misafirler için hâlâ açık; akşam nöbetine gelen personeller ile devam ediyor.
Beni ise evde bekleyen bir telaş var. Bahçemde, sanatçıların en mükemmelinin eserleri sergilenecek çok yakında... Üstelik bu sergi sadece görsel bir şölen değil; kokusuyla, dokusuyla ve canlılığıyla tüm duyularımıza hitap eden, yaşayan bir sanat galerisi.
Ancak bu güzelliklere ulaşmak için de biraz zahmet gerek. Toprakla uğraşmak, bahçe işleri dışarıdan göründüğü kadar basit ve kolay bir uğraş değil; biraz yorucu ve zahmetli. Fakat bu tatlı yorgunluk, insanı fıtratına yaklaştırıyor. Ayet-i kerimede buyurulduğu gibi: "Bir işi bitirince, hemen başka bir işe koyul." (İnşirah, 7). Biz de mesai bitince bu yorgunluğa, yani gönül dinlencemize başlıyoruz.
Bahçeye adım atar atmaz meyve ağaçlarının çiçek açmış dalları karşılıyor bizi. Şimdi sebzeler için karık yapmak, toprağı sabırla bellemek gerek. Küçük torbalarda boy gösteren o fideler; domatesler, biberler ve salatalıklar şimdilik sadece birkaç yeşil yapraktan ibaret... Ancak bu küçük fabrikalar, inşallah birkaç ay sonra hem damağımızı hem de ruhumuzu şenlendirecek. Arılar büyük bir mesai içinde; vişneden zerdaliye, armuttan eriğe, bir çiçekten diğerine mekik dokuyorlar.
Elimde siyah, küçük çiçek tohumları var. Bende yeri ayrı olan iki kardeş onlar: Biri gündüzsefası, diğeri akşamsefası... Yerleri çoktan hazır; bahçeyi ikiye ayıran o ince yolun kenarında, çiçek soğanlarının hemen arkasında, duvar boylarına ekeceğim. O küçük siyah paketlerdeki noktadan hallice tohumlar ve biraz daha iri çiçek soğanları, içlerinde açmayı bekleyen onlarca çiçeği muhafaza ediyor. Tüm sebzeler ve meyvelerdeki gibi... Toprak ana ve suyun buluşmasıyla vuslat zamanını bekliyorlar.
Bizler, her şeyde bir anlam arayan bir tabiatta yaratılmışız. Sebzeler, meyveler, ağaçlar... Hatta meyve vermeyen ağaçlarda bile bizler için ne kadar çok fayda gizli. Peki ya bu çiçekler? Onlar sadece gönül gözümüzü aydınlatmak için mi varlar?
Yaz geldiğinde sanat bahçem misafirlerini bekliyor olacak. Çiçekler birer birer açacak, bahçenin o sessiz tablosu renklerle canlanacak. Salıncağın yanındaki güller de bu serginin en özel eserlerinden birisi olacak; pembe, kat kat ve mis kokulu... İmsak vaktiyle birlikte nöbet gündüzsefasının olacak. Pembesinden moruna, mavisinden beyazına gündüzsefası görevini yaparken gün batımında nöbeti akşamsefasına devredecek. O da gece boyunca davetkâr kokusuyla bahçeye çağıracak misafirlerini. Tulumba suyunu tüm bitkilere cömertçe sunarken Rabbimizin lütfettiği bu meyveler ve çiçekler de bize, eşe, dosta; kimin nasibi varsa tabi sadece bizlere değil; kurda, kuşa, yani bu davete icabet eden herkese ikram edilecek.
Her yazının bir hikâyesi, bir mekânı ve bir hatırası vardır. Zihinlerde ve gönüllerde göz bir vasıta olur; diğer duyu organlarıyla birleşen zihin, tefekkür ile gönül arasında bir bağ kurar. Bunca güzellik ve nimet, insanı şükür duygularıyla hayret ve şehadet âlemini anlamaya sevk ediyor.
Gönül her zaman güzeli, güzelliği ve en nihayetinde o güzelliğin asıl sahibini arıyor. Güzele olan sevgi, asıl Güzel’e (c.c.) olan yolculuğun bir basamağıdır. O, en güzel olandır. O’nun bu dünyadaki bu geçici güzelliklerinin elbette kalıcı olanı da vardır. Cennete özlem belki dünyada toprakta, suda binbir tecelli ile göze, kulağa, burna hülasa her duyu organına böyle işlenmiş. O’na sonsuz hamdediyorum.
Gönlünüzün bahçesinde çiçekleriniz hiç solmasın.
Selam ve duayla.
Aydın Babacan
Yorumlar
Kalan Karakter: