3 Ocak 2026’da ABD’nin, bir askeri operasyonla Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ve eşini esir alarak ABD’ye götürdüğüne dair gelişmeler, dünyada güç dengelerinin nasıl acımasızca işletildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu olay, sadece Latin Amerika’yı değil; egemenlik, bağımsızlık ve ulusal birlik kavramlarını önemseyen tüm ülkeleri yakından ilgilendiriyor.
Bu tablo bize şunu hatırlatıyor: Zor zamanlarda ayrışma değil, birlik ve beraberlik esastır. Türkiye’de siyasi, ekonomik ya da sosyal her türlü krizi elbette kendi içimizde tartışırız. Bu, demokrasinin ve hür düşüncenin doğal bir sonucudur. Ancak mesele dış baskılar, küresel güçlerin müdahaleleri ve ulusal egemenliği hedef alan hamleler olduğunda, farklılıklarımızı bir kenara bırakmak zorundayız.
Burada söz konusu olan bir iktidar mücadelesi değildir. Burada söz konusu olan, vatanımızdır. Türkiye’nin asla bölünemeyeceğini, milletimizin zor zamanlarda kenetlenmeyi bildiğini tüm dünyaya göstermektir. Tarih boyunca Türk milleti, hürriyet ve istiklâlin timsali olmuştur. Bu karakter, şartlara göre şekil alan geçici bir duruş değil; köklü bir millet hafızasının ürünüdür.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır:
“Hürriyet kayıtsız şartsız serbest olmak değildir. Onun akitleri, şartları vardır. Kayıtsız şartsız serbest olmak ormanlardaki hayvanlara mahsustur. İlmî esaslara göre ferdin hürriyeti başkasının hürriyetinin hududu ile sınırlıdır. Başkasının hürriyet hakkını tanımayan kendi hürriyet hakkını da tanıtamaz.”
Bu sözler bize hem bireysel hem de toplumsal sorumluluğu hatırlatır. Gerçek hürriyet; adaletle, akılla ve millet menfaatiyle birlikte yürüdüğünde anlam kazanır. Siyasi anlayış sahibi, basiretli ve samimi kadrolar; ne zaman sert, ne zaman yumuşak olunacağını bilir. Asıl marifet, milleti kavga ve kaosa değil; hürriyete ve adalete doğru yürütmektir.
Bugün dünyada yaşananlar açıkça gösteriyor ki; güçlü olmak sadece ekonomik ya da askeri kapasiteyle sınırlı değildir. Asıl güç, millet olabilme bilincidir. İşte bu yüzden yüksek sesle ve net biçimde söylemek zorundayız:
Başka Türkiye yok.
ORTA DOĞU’DAN KORKARKEN ORTA AMERİKA OLMAK
Haber bültenlerini izlerken insanın içi ürperiyor. Uyuşturucunun okul önlerine kadar indiğini, sadece kenar mahallelerde değil; sosyeteden iş dünyasına kadar her yere yayıldığını görüyoruz. Yasa dışı kumarın artık spor camiasını sardığını, daha da vahimi neredeyse her cep telefonunda bir uygulama gibi yer aldığını fark ediyoruz.
Fuhuş ve kadın ticaretinin ulaştığı boyutlar, insan onurunu hiçe sayan karanlık bir trafiğe dönüşmüş durumda. Silahların çocukların eline kadar indiği, çeteleşmenin yaş ortalamasının ilkokul seviyesine düştüğü görüntüler artık sıradan haberler gibi sunuluyor. Kanıksıyoruz. İşte asıl tehlike de burada başlıyor.
Bir an durup düşündüm:
Biz yıllarca “Orta Doğu ülkesi olur muyuz?” korkusuyla tartışırken, farkına varmadan Orta Amerika ülkesi manzaralarına alışmışız.
Uyuşturucu kartelleriyle anılan, çete savaşlarıyla gündeme gelen, devlet otoritesinin sokak aralarında sorgulandığı ülkeleri eleştirirken; benzer sosyolojik kırılmaların kendi toplumumuzda sessizce büyümesine göz yummuşuz. Bu bir siyasi tartışma değil, bu bir toplumsal alarmdır.
Bu tabloyu sadece emniyet meselesi olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Bu, eğitimden aile yapısına, ekonomiden dijital denetimsizliğe kadar uzanan çok katmanlı bir çürümenin sonucudur. En tehlikelisi ise, bu çürümenin artık “normal” gibi algılanmasıdır.
Bir ülke, sokaklarını kaybettiğinde; geleceğini de kaybetmeye başlar.
Bir ülke, çocuklarını çetelerin, kadınlarını insan tacirlerinin, gençlerini kumar ve uyuşturucunun insafına bıraktığında; bayrak hâlâ yerinde dursa bile, içten içe çözülür.
İşte bu yüzden tekrar altını çizmek gerekiyor:
Bu mesele ne sağdır ne sol, ne iktidardır ne muhalefet.
Bu mesele memleket meselesidir.
Ve evet…
Başka Türkiye yok.
BAŞKA TÜRKİYE YOK
3 Ocak 2026’da ABD’nin, bir askeri operasyonla Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ve eşini esir alarak ABD’ye götürdüğüne dair gelişmeler, dünyada güç dengelerinin nasıl acımasızca işletildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu olay, sadece Latin Amerika’yı değil; egemenlik, bağımsızlık ve ulusal birlik kavramlarını önemseyen tüm ülkeleri yakından ilgilendiriyor.
Yayınlanma :
14.01.2026 22:57
Güncelleme
: 14.01.2026 22:57
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: