Makamdan Güç Alan Değil, Makama Güç Veren Siyasetci Kazanır
Siyasette iki büyük hata vardır: Biri gücü zorla kullanmak, diğeri kendi hatalarını görmemek. Türkiye’de bugün her iki hatanın da aynı anda yaşandığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
İzmir’de Meslek Fabrikası üzerinden yaşananlar, iktidarın en büyük açmazını gözler önüne serdi. Mülkiyeti belediyeye ait bir yapının polis zoruyla boşaltılması, hukukla değil güçle hareket edildiği algısını doğurdu. Bu sadece bir idari işlem değildir; bu, doğrudan halkın iradesine müdahale olarak okunur.
İzmir seçmeni bu dili kabul etmez. Bu şehir, dayatmayı sevmez. Hele ki söz konusu olan; gençlerin meslek edindiği, kadınların hayat kurduğu bir merkezse… O zaman mesele büyür, siyasetin kalbine oturur.
Bu süreçte Cemil Tugay’ın ortaya koyduğu tavır ise nettir. Geri adım atmayan, açık konuşan ve mücadeleyi sahiplenen bir duruş. “Ben o binaya gireceğim” sözleri, sadece bir çıkış değil; siyasi bir resttir.
Ama iktidarın görmediği gerçek şu:
Zor kullanarak kazanılan hiçbir şey, sandıkta kazanılmış sayılmaz.
Meslek Fabrikası’nda yaşanan bu tablo, AK Parti açısından İzmir’de ciddi bir oy kaybının habercisidir. Çünkü seçmen sadece hizmete değil, adalete bakar. Adalet duygusu zedelendiğinde, bunun karşılığı sandıkta verilir.
Ancak burada durup sadece iktidarı eleştirmek de eksik olur. Çünkü aynı anda muhalefetin de kendi içinde ciddi bir sınav verdiği açık.
Foça’da yaşananlar bunun en çarpıcı örneği. Atatürk’ün adını taşıyan bir derneğin genel kurulunda, bir gazetecinin susturulması… Bu başlı başına demokrasiye aykırıdır. Üstelik buna bir de belediye başkanının dili ekleniyor.
Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı’nın “Pislikler!” diye bağırması, sadece bir öfke patlaması değildir; bu, temsil ettiği makamın ağırlığını taşıyamadığının göstergesidir. Atatürk’ün adını taşıyan bir ortamda bu dilin kullanılması ise ayrı bir çelişkidir.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Atatürk’ün adını taşımak kolaydır, o isme yakışır davranmak zordur.
Ama asıl alarm veren yer Karşıyaka…
Yıldız Ünsal yönetimindeki Karşıyaka Belediyesi’nde yaşananlar artık münferit değil, yapısal bir krizin işaretidir. 3 milyar TL’yi aşan borç yükü, maaşlarını alamayan işçiler, belediye iştiraklerinde yaşanan sıkıntılar… Bunlar birer detay değil, yönetim başarısızlığının açık göstergeleridir.
Daha da çarpıcı olan ise belediye meclisinde yaşanan krizdir. CHP’li 8 meclis üyesinin komisyonlardan istifa etmesi, sadece bir “iç tartışma” değildir; bu, yönetimin kendi içinde bile güven kaybettiğinin ilanıdır. Meclis 2. Başkanvekilliğinden istifa, katip üyeliklerinden çekilmeler… Bunlar sıradan gelişmeler değil, siyasi alarmdır.
Bir belediyede kendi meclis üyeleri bile yönetimden uzaklaşıyorsa, orada ciddi bir sorun vardır.
Üstüne üstlük maaş krizi yaşayan çalışanlar, haciz iddiaları, yönetimsel tartışmalar… Tüm bunlar birleştiğinde ortaya çıkan tablo nettir:
Hizmet üretmesi gereken belediye, kriz üretir hale gelmiştir.
Şimdi herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:
Bu tabloyla siyaset nereye gider?
İktidar, zor kullanarak kaybeder.
Muhalefet ise kendi hatalarını görmeyerek kaybeder.
Siyaset ne kabadayılıkla ne de dağınıklıkla yapılır.
Siyaset ciddiyet ister, sorumluluk ister, en önemlisi de tutarlılık ister.
Son söz çok net:
İzmir’de seçmen hem zorbalığı cezalandırır…
Hem de beceriksizliği görmezden gelmez.
ETİKETLER
İzmir siyaset, Meslek Fabrikası, Cemil Tugay, AK Parti İzmir, CHP İzmir, Karşıyaka Belediyesi, Foça Belediyesi, yerel siyaset, belediye krizi, İzmir gündem, siyaset analizi, yerel yönetimler, seçim, demokrasi, adalet, belediye borçları, işçi maaş krizi, siyasi tartışma
Yorumlar
Kalan Karakter: