İnsan, yeryüzünde bulunan tüm mahlukata göre çok ayrıcalıklı bir durumda yaratılmıştır. Bu ayrıcalık yerli yerinde kullanıldığında onu mahlukatın en şereflisi yapmaktadır. Aksi takdirde onu sefil bir yaratık olarak aşağıların aşağısı yapacaktır.
Yine insan sırlı ve sırlarla dolu bir mahluk olarak yeryüzüne gönderilmiştir. Farkında olanlar bu sırrı çözemese bile bir kapı aralamışlardır. Sırlı olması dolayısıyla her an bir sürprizle karşılaşma ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Bu durum ise monoton ve rutin olan hayata renk katma ihtimali göz önüne alındığında çok da fena değildir. Bu yüzden de insanoğlu bu sırra vakıf olmak için ilmin derinliklerinde bir ömrü heba etmiştir. Yunus Emre’nin dediği gibi, “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice yaşamaktır!” kendini dolayısıyla insanı çözmeye çalışmıştır. Kendini bilmek aynı zamanda Rabbini de bilmek olacağı için fıtratın amacına ulaşması için gereklidir.
Hem fıtratın dışına çıkmayacak, hem iyi bir kul olacak, hem de faydalı ve yararlı olacak bu yüzden de insan olmanın yükü ağırdır. Bu yükü taşımanın veya en azından hafifletmenin yolu ise insan kalabilmektir! İnsan kalabilmek için ise; aklın, mantığın, vicdanın, izanın ve de imanın çerçevesini çizdiği dosdoğru yolda olabilmektir.
Yaşadığımız bu dijital çağda bunu başarabilmek ise âdeta Sırat köprüsünden geçmek gibidir. Bizi bizden alacak o kadar çok meşgale ve uyarıcılarımız var ki birinden kaçsanız diğerine yakalanma ihtimali oldukça yüksektir. Burada ise devreye irademiz girmektedir. Ancak çelik gibi bir irade ile bununla başa çıkmanız mümkün olacaktır. İradenin sağlam ve kuvvetli olması ise kendinizi sürekli sorgulayarak nefis muhasebesinden galip çıkmanıza bağlıdır. Nefis ve şeytan sürekli sizi yoldan saptırmak üzere bahaneler üretecektir. Bu durumda onların istek ve taleplerinin tersini yapmak sizin şiarınız olmalıdır. İşte o zaman doğru yolda olduğunuzdan emin olabilirsiniz.
Sonuç olarak; insanoğlu beşer olduğu için her an şaşması ihtimal dahilindedir. İnsan olmanın en ağır yükünü, insan kalarak taşımak hem kendinizi hem de toplumu kurtarmış olacaktır. Bu durum aynı zamanda Batı’nın bize dayatmış olduğu, “İnsan, insanın kurdudur!” felsefesinin İslami karşılığı olan, “İnsan, insanın dostudur!” düşüncesinin yerleşerek hayat bulması için de elzemdir. Dostluk ise, en ileri kardeşlik hukuku olarak kan bağının ötesinde bir mertebe olarak insanlığın kurtuluş reçetesi olacaktır.
Esenlik dileklerimle,
Erol Aydın
İNSAN OLMANIN EN AĞIR YÜKÜ
İnsan, yeryüzünde bulunan tüm mahlukata göre çok ayrıcalıklı bir durumda yaratılmıştır. Bu ayrıcalık yerli yerinde kullanıldığında onu mahlukatın en şereflisi yapmaktadır. Aksi takdirde onu sefil bir yaratık olarak aşağıların aşağısı yapacaktır.
Yayınlanma :
11.01.2026 22:11
Güncelleme
: 11.01.2026 22:16
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: